istanbul doğdum işçi bir babanın en küçük oğlu
Bir süre önce idi
masamda oturuyordum
karşımdaki boş sandalyeye baktım oturanın aşk oldugunu
hayal ettim
Ben sorsam o cevaplasa o sorsa ben cevap versem dedim
Yanağım sol elimin avuçunun içinde,
Penceremden sokağı izliyordum.
Sırtında bir hamal sepeti;
Belini büken sevdaları, hayalleri olan,
İçinde ekmek kavgasını taşıdığı,
Hayatın yükü ile ezilen bir adam geçti.
Bugün seni anlatmaya karar verdim.
Arkasında diş izleri olan
Kurşun kalemimi aldım elime,
Yanında bir silgi, bir paket kâğıt ile birlikte...
Olur da yanlış yazarsam, seni eksik anlatırsam
Silmesi kolay olsun diye.
Bir eylül ayı,
Yazın sonları...
Sonbaharın ilk ayak sesleri duyuluyordu düşen
ağaçların yapraklarında;
ve ben, olacaklardan habersiz düştüm yollara.
Hazır mısın gönül?
Yola revan olma vaktidir.
Azık doldurma heybene,
Bu gidişimiz tek seferliktir.
Bırakma hiçbir şey
Ben hataları, yanlışları çığ gibi büyümüş,
Yine de sevmekten vazgeçmediğin O adamıyım.
Oysa ne çok kırmışım seni,
Ve düşündükçe kahrediyorum kendime ey ela gözlü güzel!
Hiç mi sıkılmadı,
hiç mi yorulmadı camdan yüreğin?
Pazarda kaybolan çocuk gibiyim,
Bırakma elimi ne olur...
Çiğ düştü üstümüze,
Kırağı vurdu bağımıza bahçemize,
Öyle hoyratça esip gitme ne olur.
Bazen asla hayal etmediğim
Bir sorunun kıyısında buluyorum kendimi:
Aynı çocukluğu paylaştığımız,
Aynı oyunlara güldüğümüz,
Hatta aynı yatağı paylaştığımız kardeşler...
Nasıl oluyor da zamanla birer yabancıya dönüşüyor?
Nokta;
Yapması ne kadar kolay,
Hele ki seven bir kalbi incitecek...
Son cümlenin sonunda olursa
Ne kadar ağır bir işaret!
Bugün bir önceki günden
Daha çok özledim seni.
Tarifi imkânsız, biliyor musun anne?
Sarılmanı, elini saçlarımda gezdirmeni,
"Çay demledim, içer misin?" demeni...
Ben seni çok özledim anne.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!