Mustafa Kaleci Şiirleri

4

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Mustafa Kaleci

Hiç kimse görmeden bir yıldız daha kaydı yüreğimden. Kabul olunmayan bir dilek daha sessizce kayboldu gözlerden. Bir aydınlığı daha yitirip bir adım daha sürüklendim geceden. Artık ne dilek tutmak geliyor içimden nede aydınlığa görünmekten. Olurda bir yıldız daha kayarsa göğün maviliğinden, bilki son demlerini yaşıyorsun içimde. Ve sana son bir söz söylemek geliyor mürekkebimden "Onca yıldızlar arasına sana değinmişken, kül olup savruldun kalbimden."

Devamını Oku
Mustafa Kaleci

Behey ahmak yüreğim, sersem düşlerim bak yine yenildin. Sen, onun logardan akan sözlerine mi yoksa yüzüne taktığı maskeye mi güvendin? Bu kaçıncı terk edilişin, söyle bana sen arlanmayı bilmez misin? Yenileceğini bile bile neden başka yüreklerde gezinirsin? Değdi mi, sahi bu kadar acımana değdi mi? Bak şimdi hem beni hemde kendini mahfettin. Tabi acıdın, içten içe böyle yaş dökersin. Hayır yüreğim, bu defa seni affetmeyeceğim. Bu o dedin, rabbine ettiğin duanın yeryüzündeki cevabı dedin. Düşlerimide onun gerçekliğiyle kirlettin. Behey sersem düşlerim, peki sen neden bu kadar güzel hülyalarda gezindin? O yetmezmiş gibi rüyalarımda bile eksikliğini hissettirmedin. Anlaşalım seninle düşlerim, bu saaten sonra onu bir şekilde sileceksin.

Devamını Oku
Mustafa Kaleci

Yüreğim sahra çölü kadar kurak, gözlerim ise kara bulutlar kadar yaşlı. Etrafımda binlerce insan ve ellerinde çakıl taşı. Çünkü ben, insanlar arasında kalan bir yabancı. Ve serilmiş önüme dar ağacı, ağaç ise gülümsüyor bana acı acı. Her gün bir adım, adımla atılan onlarca çakıl taşı. Kollarım, bacaklarım ve yüzüm her darbeyle kan akıttı. Zaman, çektiğim bir sancı ve ölüme bir adım daha kaldı. Sonunda koynundayım ağacın, boynuma bir ip sarıldı. Cellat, son bir sözün varmı diyip gözlerime baktı. Başımı sallayarak göğe baktım ve bedenim dar ağacında sallandı. Neden mi göğe baktım? Çünkü bütün sözlerimi göğe yazdım. Bakınca görmezsin, gördüğünde anlarsın.

Devamını Oku
Mustafa Kaleci

Siyah kefenler kuşanmış karanlığın yeryüzüne sinen etekleri. Avuçlarının içine alıp sarıp sarmalamış tüm bedenleri. Bedenler kör ve zelil bir şekilde duvarlara çarpa çarpa ilerlemekteydi. Duvarlar birer kefaret çarpılmalar ise kaderdi. Kimileri bu bedeli ölümle ödüyerek yeryüzünden silindi ve kimileri ise hala ışığın peşindeydi. Işık iyilik, karanlık ise birer vebaldi. Işık gözle görülmez ancak görünebilirdi ama çoğu bunu fark etmedi. Fark edende karanlığın tutkusundan elini çekemedi. Ve yenildi, ezildi, sürüne sürüne hayatın günahlarına sevap, sevaplarına günah dedi. Beyaz ipliklerden kendisine kefen biçilsede, içindeki karanlık beyazlığı kirletti.

Devamını Oku