Biraz önce bizzat kendime uğradım
Kıyı köşe hasrete çare aradım.
Ben benden geçtim de, kaçtı ağız tadım
Gel de sevme sevdiğini ey kendim.
Düşümde sıladan gurbete akıyordum
Bir bakışın yetti, gönül narına,
Kül eyledin beni, bakma yarına.
Razıyım aşkının her efkarına,
Yansın bu yüreğim, sönmesin artık.
Ateşten gömleği giydirdin bana,
Benim becerebildiğim tek şey sevmekti
Yoktu.aşktan gayrısı, ne ilerisi nede gerisi
Aradığım sonunu düşünmeyen, benim gibi delinin birisi
Yasak zamanlarda, imkansız birini bir başka sevdim...
Sohbeti muhabbeti, delice sevmeyi sevdim
Birbirine karışan yollar,
Savrulmuş düşüncelerimiz.
Dağılmış hislerimiz var,
Gel sarılalım, toparlansın her şeyimiz.
Duvarlar dökülüyor içimizde,
Bir boşluk ki, bir kuyunun dibi kadar derin,
Oraya sığmaz ne bir anı, soğuk ve serin.
Eğer ki kastınsa tamamen silinip kalmak,
Sessizce yürü bu yolda, kendini bırak.
Onu al, sar her yerini, görünmez kıl da,
Bir buket uzatıyorum; bin yıllık kederi var,
Yaprağında saklıdır maziye ait yeminler.
Gül alını utançtan, lale gururdan alır,
Sanki dünya neşesi, bu dar bağda hapsolur.
Mevsimlerin elinden çalınmış ışıktır bu,
Bir buket uzattım bin yıllık keder,
Yaprağında maziden yeminler gizler.
Gül utanır kızarır, lale gururdan,
Dünyanın neşesi bu bağda hapsolur.
Mevsimler elinden çalınmış ışık,
Sana bir can borcum, bir şiir sözüm,
Yüreğimde yanan korsun cancağzım.
Görmez başkasını şu iki gözüm,
Geceyi bölen o nursun cancağzım.
"Keşke benim olsa" dediğin her an,
Haydi, bir çay koy da beraber demlenelim,
Buram buram tüten dumanı, içimizi ısıtsın.
Sohbetin muhabbetin ahengine bürünelim,
Hüzünler uzaklarda birer anı olarak kalsın...
Ne güzel bir davet adam, samimi ve sıcak,
Bir çığlık yankılanır, arşın en derininden,
Gökler ağlar bu dilsiz feryadın kederinden.
Kim duyar, kim anlar bu sessizliği?
Gazze'den yükselen, Kerbela'dan gelen sesi.
Zamanın kumları döner, devran yine aynı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!