Ne çok kendi içime düşmüşüm, ne çok kendi ateşimde yanmışım, ne çok ben olup benden dışarılara gitmişim. Her gidişin bir varış, her düşüşün bir dokunuş, her yanışın bir doğuş olduğunu anlayana dek, bir ömrü tüketmişim. Şimdi, bildik bir hikayede, bildik bir üçlemeyim, AN’dayIM, VAR’lığIM ve HİÇ’liğİM…
Yine sancılandı sol yanım,
soğuk bir demiri yoldaş eyledi tenim,
bir nefes düşüverdi
gözlerimden akan damlalar ile kapladı bedenini
soğuk demirin
ve
Ettin bir kelam
yangına dair
suyu olmayan dereden
toprak getir
toza bulanmış yol olur
yalnızlık
her yerde düşülesi bir
kuyu
derin mi derin
siyah mı siyah
uzun upuzun bir kuyu
Ah kalbime üşüşen
halden anlamaz
sarhoşluk halleri,
bu yangını nefesiyle söndürecek
güzelliğinin cemalinden
Kanımda,
gülüşünden
alyuvarlar dolanmakta,
o yüzden
bu kadar savruk
Siyasi bir duruştur AŞK. Ya davanda diretir kazanırsın, ya da vazgeçer sahneyi başkalarına bırakırsın. Ona öyle sahip çıkmalı ve anlatmalısın ki AŞK bile kendini SEN sanmalı.
ve sen arkanda toz karası buğulu kokun ile
karıştın ne olduğu belirsiz zamanlara
katıksız açlıklara terkederek beni
zalim ile yaren ettin sıla akşamlarında
o vururken sazının tellerine kinayeli
Kızıl bir sevdadan devraldık bu ateşi biz
ve
çoğaldıkça içimizde aşkın tüm halleri,
biz kendi yüreğimizin devrimini yapıp
aşk ile boyamalıyız duvarlarını tenimizin.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!