Muharrem Akman Şiirleri - Şair Muharrem ...

Muharrem Akman

Bantlar üzerinden hızla,şarıl şarıl akan kömür
Yakıştı elime ayağıma tozun
Ağaçla,demirle, kömürle boğuşan adam
Ben yabancı değilim, tanırlar oradan buradan.

Sen yer altı şehrinin mimarı bilge adam

Devamını Oku
Muharrem Akman

İşlenmiş yüzüne
kırışıktan nakışlar
Bakışların bir o kadar eski
Götürür anam zamanına
Yarım asırlık nasırlar
Kalakalmış avuçlarında

Devamını Oku
Muharrem Akman

Mevsimlerden harman mevsimi
Gölge olabildiğince kabarık
Bir anlık paydos kaçamağında
Sohbetler kimbilir nerelere kaymakta
Rüzgar dilenilmekte
Olması gereken saatte

Devamını Oku
Muharrem Akman

Zaman dursa
Asıla duvarlara
Mutluluğun umudun
Kök saldığı yıllarda
Ana baba abla kardeş
Her daim bir arada

Devamını Oku
Muharrem Akman

Bir günüm sensiz olmadı benim
Her anım senimle
Bana senden başkasını düşünmek yasak
Bir an olsun sense olmadın benimle
Beklediğim yollar bile
Ezberledi gelmeyeceğini

Devamını Oku
Muharrem Akman

Demişsin yağmurlara
Gözyaşlarım silinsin diye
Esamende okunmazmış
Deli rüzgarlar eserse eğer.

Buralarda attığın her adımda

Devamını Oku
Muharrem Akman

Kuş sesleri uyandırır her sabah
Olmadı telofonun sesi,
Televizyonda sabah haberleri
Ayaklarım beni dışarı taşıdığında
Ağaçları görürüm,caddeleri
Arabaları,bağı bahçeyi

Devamını Oku
Muharrem Akman

Göz bebekleriydiniz köyümün yaban tarlaları
Öyle her gelen geçemezdi üzerinizden
Benim böyle sere serpe uzandığım gibi üzerlerinize
Bir bakmak vardı sadece oda verdiğin mahsule

Ne kahkahalar atıldı üzerinizde ne acılar yaşandı

Devamını Oku
Muharrem Akman

Gözlerim yollarda sen bunu bilmeyeceksin
Hayalin karşımda sen bunu görmeyeceksin
Bir iyilik yapıpta bugünde gelmeyeceksin
Çaresiz kendimi avutacağım

Beynime yüklendin sen bunu duymayacaksın

Devamını Oku
Muharrem Akman

BABA 50BABA100BABA 150…….
Şaban amcanın huyuydu, bir yere ne kadar erken gitmek mümkünse o zaman giderdi. Maden Ocaklarında 29 yıl çalışarak emekli ikramiyesi ile aldığı pikap ile köylünün taşınacak odun, un, sap, saman gibi taşımacılık işlerini yapar köylüyü kasaba pazarına getirip götürürdü. Köyde acil hasta olduğu zaman hastaları doktora yetiştirerek bir nevi ambulans görevini de üstlenmişti. Kasabanın pazarı olduğu günler erkenden pikabı köyün meydanına çeker yolcular gelene kadar bir o yana bir bu yana dolanıp dururdu, derdi kasabadaki işlerini de biran önce bitirip köye gün ışığında dönebilmek olan bu adamın bu yüzden köyde seveni kadar sevmeyeni de vardı, Şaban amcanın bu huyu bilindiğinden pazara gidecekler yataktan kalkıp fazla oyalanmadan koşar adım arabanın yanına gelmek zorundaydılar.Domuzdamcı yedeği Fuat’ın iş elbiseleri birkaç şahsi eşyası ve bir iki öğün yetecek kadar kuru gıdadan oluşan erzak kapının hemen eşiğinde hazırlanmış duruyordu.Annesi daha oğlunun elbiselerini yıkayıp söküğünü iliğini dikerken ağlamaya başlar, Fuat her defasında anasının bu haline üzülür ana ağlama ben artık maden ocağına alıştım diye söylese de fukara kadının daha da yüreği derpleşir o ince tiz sesiyle ağıtlar yakmaya devam ederdi. Oğlunun maden ocağına gitmesine üç beş gün kala ne zaman aklına gelirse sofrada yemek yerken ahırda hayvanlarıyla meşgul olurken bostanda tarlada ağlayıp dururdu, Bu durum hemen hemen madence işçi gönderen her evde yaşanır maden işçileri madene giderken üzüntü evlerine dönüşleri büyük bir sevinç yaşanırdı,çünkü maden ocaklarında çok kişi ya ölümcül kazalarda grizu göçük vs yada kazalarda yaralanmış sakat kalmıştı bunlarda olmaz ise madenden emekli olanlar çok değil 5-10 yıl sonunda meslek hastalığına yakalanır hastanelerden ve doktor kapılarından kurtulamazlardı. Onların bir evide artık hastane odaları olurdu,hele bir hastaneye yatmaya görsünler kovuş arkadaşlarından ufak bir tanışma faslından sonra mutlaka birbirlerini bir yerlerden tanımış olurlardı yada başka bir yerde aynı işi yapmış olduklarından meslektaş çıkarlardı..Köy halkının bu olaylar adeta bilinç altlarına yerleştiği için kendilerine madene gidenin ardından bin türlü üzüntü ve ağlama sebebi bulunurdu. Fuat elbise ve erzak çuvalını kapını eşiğinden alıp omzuna kaldırdı çuval bu ay da her zamanki gibi ağırdı anası elinden geldiği kadar çok yiyecek malzemesi koyardı, merdiven başından aşağıya iner inmez anası ağlamaya başlamıştı,anasının bu üzüntüsünü hafifletecek tek şey büyük oğlunun madenden köyüne dönecek olmasıydı iki oğlundan birisi A-grubu diğeri B grubu işçisi olarak çalıştığından 30 gün birisi maden ocağında çalışıp köye gelirken diğeri maden ocağına giderdi.Arabanın köy ortasında durak olarak kullandığı yer evlerinin yakınında olduğundan bu sabah Fuat en önde gelenlerden birisi olduğundan eski bir madenci olan aynı zamanda akrabası olan aracın sahibi Şaban amcasından aferin bile almıştı hemen hemen herkes meydana gelmişti sabahın alaca karanlığında sokağı bir uğultu kaplamış ortalığı sigara dumanı kokusu sarmıştı aralarında her zaman her yere geç gelme alışkanlığı olanlar olmasa herkes tamamdı.Babası Ahmet amca hem onları yolcu etmek hem ağılındaki birkaç küçük baş hayvanı köy merasına getirmek için dışarı çıkmış, madencileri yolcu edene kadar oğlu Fuat ve diğer madene gideceklerle sohbet ediyordu, hayatının büyük bir bölümünü bu köyde hatta bu mahallede geçiren bu ihtiyar adam, köyde madende çalışmayan nadir erkeklerden birisiydi o yanı başındaki bir ayağı sakat kardeşi ile geçimini çiftçilik ve hayvancılık yaparak sağlamış fakat kendilerinin çalışmadıkları maden ocaklarına iki oğlunu da işçi olarak vermişti. Madene ve kasabaya gideceklerin hepsi arabanın yanına gelmiş araba yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştı araba hareket ederken kadınlar birbiri ile yarış eder gibi ağlaşıyordu kimi kocasına kimi babasına kimisi oğluna galiba en sahici ağlayanlar analardı. Hava yeni aydınlandığından mahallesinin görüntüsü de yeni yeni meydana çıkıyordu bu iki küçük dereciğin birleştiği yere kurulan bu 15-20 hanelik mahalle ayrılığın verdiği üzüntü ve kederle.gözlerine şimdi daha bir güzel görünüyordu. Yeni yağmur yağmış olduğundan karşıdaki ormanların rengi öyle canlı görünüyordu ki ağaçlar adeta yıkanmış ütülenmiş gibi yemyeşil onlara veda ediyordu, yol kenarlarındaki kır çiçeklerin güzelliği de bir başka güzellik olarak onları selamlıyor gibiydi.İşçilerde evlerinden ayrılmaya üzülüyorlardı ama üzüntülerini pek belli etmiyorlardı ağlamalar ve dualar arsında yolculuklarına başladılar bir ay boyunca buralardan uzaklara maden ocaklarına çalışmaya gidiyorlardı. Araba mahalleden biraz uzaklaştıktan sonra içlerindeki üzüntülü halleri biraz olsun gitmiş, aralarında birbirleriyle şakalaşmaya başlamışlardı bile ne kadar üzülseler de bu maden ocaklarına gitmelerini engellemeyecektiki, yaklaşık 20 kişi 40-45 dakika yolculuktan sonra kasabaya vardılar.Araba her zamanki durağına park ettiğinde yolculuk ücretlerini verip arabadan indiler
Kasabada genellikle yapacak fazla bir şeyleri olmadığından çok vakit kaybetmeden kendilerini madene getirecek olan kurum arabalarının geleceği yere doğru yürüdüler burası her zaman.ana baba günü olur iğne atsan yere düşmeyecek şekilde kalaba olurdu.Kasabanın diğer köylerinden madene gelenler ve madende bir ay çalışıp köylerine geri dönenler hep bir araya geldiklerinden, hemen hemen her ay bu manzara tekrarlanırdı her zaman uğrak yerleri olan köfteci hacının dükkanı ve diğer bakkal manav gibi esnaf böyle günlerde tıklım tıklım olurdu en çok iş yapıyor gibi görünen,köfteci hacının tahta ve betondan karışık yapılmış mekanı kendisi ayakta zor duruyordu ama herhalde çok para kazanıyor olması lazımdı Az ötede hükümet binası,belediye binası karşılıklı cepheleri birbirlerine bakıyordu aralarındaki ve gelişi güzel kurulmuş esnaflar bu günlerde dükkanlarını hep açık tutar rızklarına düşen payı kapmaya çalışırlar hem de veresiye defterlerinden borcunu vermeyenleri tespit ederek alacaklarını tahsil etmeye çalışırlardı. Fuat kalabalığın dışında bir yerde eski bir tahta parçasını yüksek bir yere koyarak oturdu uykusu öyle bir gelmişti ki o anda bir iki saat uyku uyusa kendini dünyanın en şanslı kişisi sayacaktı. Fuat bir yardanda uyanık kalmaya çalışıyor bir yardanda düşünüyordu,bu güne kadar hani gün yüzü görmemiş diye bir deyim vardır ya bu sözü kendisine ne çok yakıştırıyordu, ne okula gidebilmiş nede doğru dürüst yaşantısı olmuştu çocukluğunda ilk öğrendiği şey çobanlık yapan babasının peşinde davarları koyunların yönlerini oradan oraya çevirmek olmuştu. Birkaç tane çoban köpeği ile bu sayede güzel dostlukları olmuştu. Babası okula kaydettirmişdi ama okula gittiği gün sayısı çok azdı zaten okula gidebilenlerde 2 yıl yada üç yıl okulda okur kendilerine bir belge verilerek okuldan ayrılırlardı. İlkokulu 5.sınıfa kadar okumak isteyenler ilköğretim okulu olan başka köylere yada kasabaya inmek zorunda olurlardı Bu yolla ancak köylerinden üç beş kişi ilkokulu 5.sınıfa kadar okuyup diploma alabilmişti.Biraz daha büyüdükten sonra gündüzleri babası ile çobanlık yapıyor, geceleri mısır tarlalarını hasat mevsimi yaklaştığında yaban domuzlardan korumak için tarlarda yatarlardı köpeklerle birlikte mısır tarlalarının ortalarına tahtadan yaptıkları sayvan denilen barakalarda kalırlar yaban domuzlarını tarlalarına yaklaştırmamak için uyanık kalmak gürültü yapmak zorundaydılar sabahın ilk ışıklarına kadar gürültü çıkarıp bağırıp çağırarak.teneke çalarak ara sıra boşa silah atarak, köpekleri tarla etrafında gezindirerek vakit geçirirlerdi. Bu hiç sevmediği işlerdendi uykusuzluğa yenik düştükleri zamanda ilk fırsatta yaban domuzları tarlalara zarar verirdi domuzların verdiği zarara mı aile büyüklerinden işiteceği laflaramı üzüleceklerdi.
Uykusu o kadar ağırlaşmıştı ki kalkıp gezinmek ihtiyacı duydu maden ocakları sayesinde çok fazla kişi tanımıştı gerek aynı işyerinde kartiye sindeki beraber çalıştığı arkadaşları gerek başka yerlerde beraber oturup kalktıkları çok tanıdığı vardı. Karşılaştıklarında bazıları ile selamlaşıyor bazıları ile kısa konuşmalar yaparak birbirlerine hal hatır soruyorlardı. Her yaştan her sanat kolundan işçi arkadaşları olmuştu. Kazmacı,lağımcı,yol marangozu,domuzdamcı,motorcu,nakliyatçı,mekanizasyon işçileri,ocak içi elektirikçileri,tulumbacılar,vinççiler,kuyu bakım işçileri,ambarcılar,silo işçileri bant bakım işçileri,puvantörler,sondajcılar,basınçlı hava makınalarını tamir eden ustalar soğuk demir kaynak işçileri,torna tesviye işiçileri, tonluk arabaları tamir eden araba tamiri işiçleri, lambahane işçileri, idari bölümde çalışan memurlar, kısaca ocaktaki maden kömürününü çıkarabilmek için gerekli olan ve birbirini tamalayıp bir kurumu oluşturan işyerinde çok tanıdıkları olmuş birçokda arkadaş edinmişdi,kendisi bir orman köyünden olduğu için onuda diğer büyükleri gibi domuzdamı sanatına verirler, bu yüzden işe alınırken yapılan mülakatlarda yapılan sözlü ve teorik sınavlar ın bir parçası olarak avuç içleri kontrol edilmiş ellerinde nasır olup olmadıkları bakılmıştı. Kendisini amele olarak Şahin ustanın yanına vermişlerdi artık ustasının yanında hem çalışacak hem de ocak işlerini öğrenip yarın aynı işleri kendisi yapacaktı ve öğrendiklerini de kendinden bir sonraki nesile öğretecekti ki bunu düşündükçe işine daha fazla önem vermesi gerektiğini biliyordu. Hem çalışacak kendisini,yanına verilecek amelenin ve diğer iş arkadaşlarının hayatını tehlikeye atmayacaktı. Zaten köyde gerek kışlık yakacak ihtiyaçlarını karşılarken gerekse çoğu malzemesi ağaçtan olan evlerini ve köyde yapılan diğer evlerin yapımı sırasında işçi olarak çalıştığından eli balta il iş yapmakta baya hünerli sayılırdı, evlerinin yapımında kullandıkları hemen hemen her ağacın ormandan kesilip yontulup mandaları ile köylerine taşınmasında ağaçların evlerindeki yerine yerleştirilmesinde emeği vardı. Kendilerinin yapamayacağı kadar ağır ve fazla olan işleri için imece usulü ile komşularının yardımıyla başarabilmişlerdi. Evlerinin yapımında ilk imeceyi temel atılırken yapmışlardı, babası da bugünün manasına uygun olarak gerek adet gerekse dini duygularla bir koç kurban etmişti
Az ötede koltuk değneklerinin yardımı ile yürüyebilen bir arkadaşını görür görmez hemen yanına koştu bu başka bir köyden adı Hüsnü olan bir arkadaşıydı bellikli madende iş kazası geçirmişti geçmiş olsun deyip kucaklaştılar, kazmacı yedeği Hüsnüye’e göre kazanın sorumlusu üst tarafında çalışan ustanın, ustaya göre ise aşağıya direk gönderirken haber verdiği halde kaçmayan kendisinindi. Neyse ayağında bereket versin kırık yoktu doktorlar her ihtimale karşılık ayağını alçıya almışlardı. bir arkadaşının da aynı gün bir başka ustanın elinden kaçan direk ayağını direk ile domuzdamı arasına sıkıştırmıştı arkadaşı neredeyse bundan kurtukayım derken kömür taşımak için kullanılan bandın makaralarına kolunu kaptıracaktı. Bir yandan sitem ediyor bir yandan da başına daha büyük kaza gelmediği için şükrediyordu.Bu kazalar kartiye mühendisi ne rapor edilmiş böyle kazaların her zaman olabileceğini bilen mühendis yinede daha dikkatli olunmasının gerekliliğini kartiye şefleri aracılığı ile işçileri uyarmıştı.çünki bu kazalar ölümcül yada sürekli sakat kalma gibi dahada üzücü sonuçlar doğurabiliyor hem can kaybı hemde işgücünden kayıp olarak sonuçta üretimide etkiliyordu.
İşçi arabalarının durak olarak kullandığı yer hareketlenmeye başlamıştı bu ayrılma vakti demekti arkadaşı ona kazasız belasız çalışmalar diledi oda ona tekrar geçmiş olsun dileklerini ileterek arabanın yanına doğru yürüdü.Kurumun işçilerini taşıyan araçlardan 4 tanesi daha gelmişti,madenden gelen işçiler birer ikişer araçlardan iniyor herkes ayrı bir yöne doğru gidiyordu,madene gidecek işçilerde kasabadan kendileri için gerekli kişisel ihtiyaçlarını temin etmişler üçerli beşerli gruplar halinde hem sohbet ediyorlar hemde araçların haraket saatlerini bekliyorlardı. İşçi sevkıyatı için kullanılan kamyonlar işçi taşınması gerektiği günlerde üzerlerine tente örtülüp içerlerine tahtadan sıralar yapılarak işçi taşınması için hazırlanırdı.araçların kalkış saatleri yaklaştıkça birer ikişer araçlara binmeye başladılar. Herkes kafasına göre arkadaşları ile yan yana yada yakınına oturuyor 3 saate yakın sürecek olan bu yolculuklarında canlarının sıkılmaması için kafadengi arkadaşları ile yolculuk yapmayı yeğlerlerdi Fuat ikinci sıradaki arabada kendisine bir yer bulmuş elbiselerinin bulunduğu çuvalını uygun bir yere koyarak bir yere oturmuştu anasının yolculuk sırasında yemesi için hazırlamış olduğu azık torbasınıda elbiselerin üzerine koymuştuki acıktığı zaman kolayca bunlara ulaşabilsin, Araçların hemen hemen tamamı dolmuş haraket etmeye hazırlanıyorlardı en öndeki araba klakson çalarak alandan ayrılırken diğer araçlarda onu takip ederek beraberce yola çıktılar ilk beş on dakika kimseden çıt çıkmıyordu herkes bir ay boyunca köyünden kasabasından ayrı kalacakları için oturduğu yerden kendi halinde öyle duruyordu. Hiç kimsede ne bir ses ne bir haraket vardı madende çalışmanın ağır yükü şimdiden omuzlarına çökmüş.herkes derin düşüncelere dalmıştı.Kimi tarlasını bağını bahçesini çoluk çocuğunu ana babasını her neyse bir şeyler düşünüyordu Kim neyi düşünür kim bilebilirdiki köyde yarım yamalak bıraktıkları işlerini mi düşünsünler, yoksa bir türlü denk gelmeyen bütçelerini mi. Maaşlarının çoğunu bakkala kahvehanelere lokantalara veriyorlardı az da olsa içki sigara kahvehane hayatı olanların vay halineydi onlar için bir aydan bir aya para yetiştirmek daha da zordu, kendiside bu gruba dahil olduğundan bir türlü parasını aydan aya yetiştiremez bu yüzden abisinden babasından çok nasihat bazen de azar işitirdi. Bir türlü parasını hesaplı harcamayı öğrenememişti bakkala lokantaya hesabı kabarık çıkıyor birazda yufka yürekli olduğundan yardım isteyen herkese yardım etmeye çalışıyor fakat arkadaşlarına borç olarak verdiği paralar bir türlü vaktinde geri gelmiyordu,bu yüzdende abisine ve babasına doğru dürüst hesap veremiyor türlü yalanlarla işi geçiştirmeye çalışıyordu. Genelde boş gruplarından işe dönüş günlerinde çok hesaplı olanlar haricinde kimsede para kalmazdı onlarda daha önceki tecrübelerinden bunu bildikleri için çare olarak herkes kendine göre bir arkadaş bulmuş çalışanlar maaş aldıkları zaman belirli bir parayı köyden gelen arkadaşına cep harçlığı olarak daha önceden belirledikleri bir yere bırakılırdı. Bu adet hep böyle devam ettiğinden ve düzenli olarak bu kurala uyanlar pek para konusunda pek sorun yaşamazlardı. Bu kural onlar için adı koyulmamış bir kanun gibiydi zaten bu ya kardeşler arasında yada baba oğul arasında, akraba ve güvenilir arkadaşlar arasındaydı bir evden iki üç hatta dört madenci birden olduğundan bunlar aynı anda çalışmazlar A_grubu B grubu diye gruplara ayrılarak bir kardeşin baba oğlun çalıştıkları grup farklı farklı olurdu böylelikle bir evden bir kişi madende 30 gün çalışıp ailesine katkıda bulunurken diğer kardeş köydeki yapılması gereken işleri 30 gün köyde yapardı. Yani ne tam köylü ya tam bir sanayi işçisiydiler abisi A grubu işçisi kendisi B grubu işçisi olduğundan abisinin ona maaşını aldıktan sonra kendisinin harcayacağı parayı daha önceden belirledikleri bir yer bıraktığından emindi. Kendiside maaşını aldığında muhakkak bu parayı bırakırdı bazı aylar eksik de olsa bu parayı bırakıyordu abisi ona bazı haftalar hafta izini ni köyde geçirmek için köyde karşılaştıklarında biraz sitem ederdi ama kendisinin dağınık halini bildiğinden abisi bir şekilde başının çaresine bakar kardeşine pekte fazla kızamazdı nede olsa kardeşlik vardı. Araba kasabadan birkaç kilometre uzaklaşmıştı ki işçiler içinde bulundukları bu suskun havadan kurtulmak için nihayet birbirileri ile şakalaşmaya ve sataşmaya başladılar her toplumda olduğu gibi bu toplulukta da alt sınıf üst sınıf kendiliğinden oluşmuştu ya birbirlerini kızdıracak kadar üzerlerine gidiyorlar oradan buradan boş laflarla vakit dolduruyorlar sesi güzel olanlara türkü söylemesi için baskı yaparlardı türkü söyleyecek olan genelde biraz naz yapar sonra arkadaşlarından istek bile alırdı böylece yolculukları gırgır şamata içinde geçer yolculuğun verdiği eziyet biraz olsun hafiflemiş olurdu. Yoksa sıcak havalarda toz ve sıcak soğuk havalarda soğuk bu şartlara birde yolların bozukluğu eklenince bu yolculuklar daha zor olurdu.Köylerde yaptıkları işleri çoğu birbirlerine yalan yanlış çoğu kez de abartarak anlatırlardı, yanındakiler bu anlatılanlara pek aldırış etmez hatta onları yalandan pohpohlayarak palavralarının derecelerinin daha da artmasını sağlarlardı mesela aşağı dereden kadir köyde tarlasının etrafındaki çitlerin tamamını elden geçirmiş tarlasına değil yaban domuzu,keçi koyun sığır gibi hayvanların girmesi kuş bile giremezdi eğer yanındakilerden onay alıp doğru sen bu işleri tek başına yapmışsındır yaman adamsın dedilermi adamın keyfini bozmamış olurlardı belki tarlanın etrafı çitlerle çevrilmiştir ama bu zaten bir kişini yapabileceği bir şey değildi, kendide o tarlaya ya bir defa ya iki defa gitmiş zavallı babası Şevket amca beklide kaç aydır o tarlanın etrafında uğraşıp duruyordu. Birde öteköyden yenceli Durmuş un ortanca oğlu Kadir’in kendisini askere gitmeden önceki yıllarında bir av meselesi vardı ki konu dağ ve avcılık meselesine doğru uzandığı zaman ilk kez o konuşmalı gittiği avda yaşadıklarını anlatmalıydı. Herkesin onu dinlemesi gerekirdi veya en azından bu onu istiyordu bıkmadan usanmadan her ortamda bu av macerasını anlatır birazda anlatmasını ve dinletmesini bildiğinden anlattıkları çokta sıkıcı olmazdı. Aşağı köyden gelmesi gereken 4 kişi gelseydi yukarı köy ve diğer mahalleden gelen 9 kişi ile birlikte neredeyse 20 kişi olacaklardı. Yanlarında 5 tane eğitilmiş av köpeği ile birlikte herkes av için gerekli eşyalarını almış yola çıkmaya hazırlanıyorlardı, biraz sonra ava gideceklerin hepsi gelmiş sabahın ilk ışıkları ile yola çıkmışlardı. Yola çıkarken çiseleyen yağmur az sonra kara tipiye dönüşmüş fırtınayla birlikte yağan karla karışık yağmura yakalanmışlar göz gözü görmez halde yollarına devam etmeye çalışıyorlardı. Bu zorlukları önceden bilenler ona gelmemesi için ikna etmeye uğraşsalar da dinlememiş illa sizinle birlikte ava gideceğim diye tutturmuştu. Evden eline verdikleri tek kırma av tüfeği ve sırtındaki yük kendisini şimdiden bayağı zorlamaya başlamış içten içe kendi kendine kızmaya başlamıştı bile. Geldiğine çoktan pişman olmuş fakat köyden bayağı uzaklaştıklarından geriye kendi başına dönemeyeceğinden mecburen arkadaşları ile birlikte ilerliyordu. Onun bu yatı avı dedikleri dağda üç beş hatta daha fazla kalmak için gittikleri ilk yatılı avıydı. Gerçi daha önce anlatılanlardan avcılık hakkında pek çok şey dinlemişti ama anlatılanlarla yaşanılan arasında pek çok fark vardı. Vakit öğleyi aşmıştı yola çıkalı 5 saatten fazla olmuş ve ufak bir mola verme zamanı gelmişti. Aşağı köyden Veli üzerine kış mevsiminin gerektirdiği gibi kalın giyecekler giymemiş birazda gençliğine güvenerek neredeyse yazlık kıyafetleri ile yola çıkmıştı. Kendisi ne kadar üşümediğini söylese de vücudunun soğuktan titremesi onun yalan söylediğini gösteriyordu yağan yağmur ve kar soğuğunda etkisi ile saçlarının etrafında buz tutmuş kafası adeta miğfer şeklini almıştı. Soğuktan kendisini neredeyse kaybedecek hale gelmiştiki bu durumu gören Ramazan amcası onun bu halini görünce deliye dönmüş hemen acelece oraya bir ateş yakıp üzerindeki yaş giysileri çıkartarak hazırlıklı gelen diğer avcı arkadaşlarından temin ettiği kuru elbiseleri giydirmişdi. tekrar yola çıktıklarında avcı başı olan eski bir madenci ışık Şaban onlara az sonra varacakları yerde av hayvanı arayacaklarını bu yüzden kimlerin nerelerde duracaklarını şimdiden anlatmaya başlamıştı av yapacakları yere vardıklarında ise herkes ne yapacağını hemen hemen biliyordu av hayvanı olması ihtimali olan yerin etrafı hayvanların kaçış yerleri önceden tahmin edilerek tutulacak daha sonra iki veya üç kişi av köpekleri ile birlikte etrafı tutulan yerin iç kısımlarına doğru hareket edip bu esnada da gürültü yapıp yüksek ses ile bağırılıp silah atılacak daha sonra eğitilmiş av köpekleri bırakılıp av hayvanlarını rahatsız ederek yerlerinden kaçırarak muhtemelen bir avcının önünden geçecekti. Bu arada kar şiddetini o kadar arttırmıştı ki bu planlarını iptal edip konaklayacakları yerin yolunu tuttular. Orada ormancıların tomruk çekmek için yaz aylarında yaptığı sayvan denilen konaklama yeri olduğundan bu gece rahattılar ateş yakılabilmesi için birkaç kişi odun toplamaya gitti yeteri kadar odun tomruk çekenlerin stoğunda olduğu için çok geçmeden ateş yakıldı. Yorgun ve açlığa dayanamayanlar için hemen yiyecek bir şeyler hazırlandı, sayvanda konaklanabilmek için hemen hemen her şey mevcuttu bu yüzden çok kişi için zorluk yoktu ama bu yinede hüsnü için zor bir gece olmuştu gece yarısına doğru hastalanmış sabah da hava av için uygun olmadığından eve dönülmüştü.

Devamını Oku