Dağılan imparatorluklar yeni (toplumsa) şartların belirleyiciliğinde, ulus devletleri doğurmuştu. Ama bir sorun vardı. Büyük bütünden ayrılan hantal yapı, ana yapı gibi davranma eğilimindeydi. Bu neden ile kendilerini yönetecek bir yönetim gücü ortaya çıkaramıyorlardı.
Nedeni basitti. Üretim ilişkileri sistemi de yeniydi, ulus devlet anlayışı da yepyeniydi. Eski çamlar bardak olmuştu. Yeni yönetim yeni ilişkilerden düzenlenmesi gerekiyordu. Sistem parlamenter monarşi halinden parlamenter sisteme doğru kayıyordu. Yeni düzenin en önemli amil kutsalı da demokrasiydi.
Zaman iletişim yoğunluğu içinde oluşla, akış benzerliği içindeki toplumların bunca tecrübeleri vardı. Bu deneyimler her ulus yönetiminin önüne günlük istihbarat olaraktan ediniliyordu. Bu akıştı deneyim zenginliği 18. Yüz yıldan 21. Yüz yıla değin bıkıp tükenmeden aktı durdu. Zaman oldukça dinamikti.
Eğer 21. Yüz yılda hala uluslaşıp yönetemeyen idari rejimler varsa; bu gibi olası yönetim ve otorite güçleri birçok iç dış nedenler yanı sıra üç ana neden kaynaklı engeller içinde kategorize edilebilir.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta