Yağmur, şehrin omuzlarına çökmüş bir yorgunluk gibi
Sokaklar suskun; adımlarımda yankılanan sadece içim
Mete,
Bazen insanın en büyük kalabalığı kendi yalnızlığıdır
Ve en namütenahi yol, kaçamadığı düşünceleridir.
Nedendir derdim, bilmem
Nedendir fani dünya, sınav mı bilmem
Sıkıntı üstüne sıkıntı
Nedendir bilmem
Yoruldum be, gelmeyin üzerime
Aybüke öğretmenin gitarından düşen o son nota,
sessizliğin içinden yükselip göğe karışıyor.
Bir çocuğun defterinde sakladığı umuttu her ezgin;
yolun yarım kaldı belki ama ışığın yolumuzu aydınlatıyor.
Öğretmenler Günün kutlu olsun, Aybüke Hocam.
Olmaz,
henüz değil.
Bu kadar erken değil.
Bu kadar yorgunken hiç değil.
Bir sigara daha yakıyorum,
Bir sürü sporcu kartım olsun,
Öyle çok olsun ki,
Bakıp iç geçireyim…
Koşa koşa geleyim eve;
Ellerimi yıkamadan oturayım sofraya,
Aynı beden, başka insan.
Benliğim değişmiş fark etmeden.
Gülüşüm aynı, hüznüm ağır şimdi.
Güldürmeyin dostlarım, içim viraneyken.
Utanıyorum gülmekten,
Alacaklıysam ben de bu fani dünyadan,
Vakti gelince alıp giderim hakkımı o zaman.
Bitsem de bugün, çökerken bu akşam,
Elbet alırım alacağımı senden, hayat.
Kalmış şarjörümde bir tek umudum,
Acı veriyor artık konuşamamak
Sessiz, sakin birine dönüşmek
Usul usul eriyorum her geçen gün
Korkum bu hâlden çıkamamak
Nasıl da içten atardım kahkaha
Kimsenin adım atmadığı sokaklarda
yanan bir lambayım.
Duruşum dimdik,
ışığım görev bilinci.
Kimse geçmese de altımdan,
Daralıyorum… Ruhum çok daralıyorum.
Gözden mi düşüyorum, gönülden mi?
Maskeler mi düşüyor, yüzler mi yalan?
Savrulup gidiyorum… Sonbaharda yaprak misali.
Sakınıyorum kendimden herkesi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!