1992 nin mart ayında Bursa da doğdum.Eğitim hayatımın ilkokulu nu Tki ilköğretim okulunda başladım Devamında Osmangazi lisesinde eşit ağırlık bölümünde devam ettim Üniversite ye Yalova Üniversitesi Çalışma Ekonomisi bölümüyle bitirdim. Edebiyata olan ilgim üniversiteden sonra edebi kitaplara olan ilgimle devam etti.
Bugün de suçluyum, hâkim bey
Kendimi küçük düşürdüğüm için,
Bir başkasına güvendiğim için,
Ve çok sevdiğim için…
Siz demediniz mi hâkim bey,
“Her şeyin aşırısı ceza gerektirir” diye?
Bugün de yalnızım — yetmez mi?
Sessizce size bakmak,
Cezama razı olmak yetmez mi, hâkim bey?
Neden hep mağdurlar ceza alır, hâkim bey?
Sevmek bir suç mu?
Ulaşmaya çalışmak,
Gözlerine bakmak,
Yanında sessizce oturmak —
Bunlar da mı suç, hâkim bey?
O hâlde razıyım,
Ne gözyaşıma af,
Ne suskunluğuma beraat istiyorum…
Kalbimde ağırlaşan o sevdayı,
Mahkeme kayıtlarına “çok sevdi” diye geçiriniz, hâkim bey.
Yine geldim kapına
Garip halimle umutsuzca
Ağladım kendimce Yine o kokuyu aldım hasretle özlemle
Meğer ne çabuk geçmiş günler mazide
O kadar mı düşmüşüm gaflete
Hani unutmam diyordum seni
Ama anladım ki en yakınına gelemeyen bana nasıl gelsin
Bilemedim asıl imtihanı
Göremedim gerçeği hani nerede o anahtar
Hani nerede o kapı bulamadın mı
Gaflet mi sardı dört yanını
Yoksa bahane mi aradım umutsuzca
Ne oldu sana uyansana
Çok mu işin var dünyada
Seni alıkoyan nedir bu dünyada
Görmez misin hala baksana etrafına
Hayal mi kuruyorsun hala
Bir anlasan aptal olduğuna
Düşer misin bu umutsuz hastalığa
Benim senden umudum var hala
Ama sen duymazsan es sela
Bir gün sana da okur
yeşil tabut içinde bir sela
Garip Dünya
Bir Deneme
Kelime nedir?
Cümle nedir?
Meram nedir?
Bakınca hepsinin ortak bir noktası var:
İnsanın kendini anlatma çabası.
Kimi yazarak, kimi konuşarak…
Ama en önemlisi: isteyerek.
Çünkü geçiştirmek, kem küm etmek;
insanlığa da, Yaratan’ın verdiği nimete de haksızlıktır.
Kelimeler, düşüncenin elbiseleridir.
Giydirmezsen düşünceyi, çıplak kalır ruh.
Evet, bazen susmak da edep ister.
Alimin suskunu makbuldür.
Ama bu suskunluk, Yaratan’a olan saygıdandır.
İnsana karşı susmaksa bazen gaflettir.
Çünkü insan, insana muhtaçtır—kalben, ruhen, celben.
Ve bu ihtiyacı birleştiren şey: muhabbettir.
İnsan o kadar garip ki…
Doğarken bile derdini anlatmak için sesler çıkarır.
Ağlar, inler, çırpınır…
Zaman geçtikçe kelimeleri öğrenir, konuşmaya başlar.
Ama günümüz dünyasında, insanlar sadece “insanım” diyerek dolaşıyor.
Ne tuhaf değil mi?
Derdini anlatabilecekken içine kapanmak…
Nasıl mı oldu bu?
Kendine bir sor:
Bugün, dünden farklı ne yaptın?
Kendin için, ruhun için, meramın için ne ekledin hayata?
Nerede o bebeksi insan?
Meramını ifade eden, kendini geliştiren, düşünen…
Düşünce uyuyor mu, yoksa kendini mi uyutuyor?
“Zamanla olur” deyip geçiştiriyor muyuz her şeyi?
Ama fark etmiyoruz:
Zamanı artık sadece bir araç gibi kullanıyoruz.
Durakları belli olmayan bir taşıt gibi…
İbadet nerede, taat nerede?
Bilmiyorum.
Belki de bilmek istemiyorum.
Soramıyorum bile.
Bu gaflet uykusundan uyandırmak istiyorum insanları.
Ama korkuyorum…
Ya beni de o uykuya çekerlerse?
Hayatı bu kadar zorlaştıran ne?
Bizi bizden, bizi Yaratan’dan uzaklaştıran ne?
Hâlâ soramıyorum.
Neredesin ey o bebek yüzlü insan?
Gel, anla artık meramımı.
Çünkü bu hayattan çok şey istiyorum…
Ama en çok da insanca yaşamak istiyorum.
İnsanlar beni düşünmez bilirim
Bende onları düşünmem
Ansızın gelirim
Sonrada derler gençti gibi bahaneler
Hepsi boş avaneler
Bir bilseler hakka giderler
Ona göre şükrederler
O zaman da derler hakka yürüdü
Bende derim ki eceli geldi
Son rızkınıda yedi
Mukadderat dedi şehadete erdi
O da beni çok sevdi bende onu emi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!