Evet, yine kahvemi yapıp içmeyi unuttuğum gecelerin birinden daha merhaba..
Sevgilim sana, yada annecim sana..
Kısacası özlediğim herkese.
Küçükken düşüp kanattığım dizlerime de merhaba, büyüyüp kirlenmiş ellere bıraktığım kalbime de..
Neyi anlatayım nereden başlayayım diye düşünürken şöyle bir kafamı çevirip baktım odama.
Yatağımın üstü yine dolmuş, alıp bir türlü okuyamadığım kitaplar, yazmaya başlayıp bir türlü biteremediğim defterler..
Bir yanda Orhan Veli, bir yanda Necip Fazıl eşlik ediyorlar bana o güzel kitap kapaklarıyla..
Herşeyi yarım bırakmışlığım burada da hat safhada.
Bir özlemeyi yarım bırakamıyorum.
Cehennemin dibine kadar özlüyorum insanları.
Hayatımı oluşturan, eksik parçaları tamamlayan insanları.
Kış geldi acaba ağaçlarda kabuklarının altına mont giyecek mi diye kendi kendime sorarken özlediğim insanlar..
Sanki son sigaram gibi, yavaş yavaş yaşadığım.
Sanki kalan bir bardak su gibi, damla damla içtiğim.
Kırmızı başlıklı kızın iç çamaşırı da kırmızı mı acaba? Her neyse..
Yazmak istediğim şeyler birbirine karıştığına göre bir hayli şey biriktirmişim içimde.
Yalnız kalmayı bekledim.
Konuştukları zaman adam gibi dinleyemediğim insanların yanımdan gitmesini bekledim, yazmak için.
Gitmelerini bekledim çünkü annemi karşıma alıp seni anlatacaktım.
Delirmek mi bu dersin?
Hayır bir karşı geliş, ölüme başkaldırış. Bir özleyiş..
Onlar için ne anlama gelir bilemem ama benim için tam anlamıyla böyle.
Sadece bana cevap veremiyor diye ölmüş sayılmaz değil mi?
Bende oturup anlattım işte..
Seninle nasıl tanıştığımızı, hayatıma nasıl girdiğini vesaire.
Hayatıma girmene elbet bir lafım yok, herkes herkesin hayatına girebilir.
Ama bu denli sahip olma.. Aklım almıyor.
Heyecan arayacak yaşı çoktan geçtik.
Neydi birbirimizde aradığımız şey?
Lütfen biraz dinle beni..
Senden istediğim bedenin yettiği kadar sevişmen değil benimle.
Elinin uzandığı kadar saçıımı okşa.
Senden beklediğim beni sevdiğini söylerken yeri göğü inletmen değil.
Sadece usulca kulağıma fısılda..
Bana pişmanlıklarından söz etme.
O zaman yarışa giriyorum geçmişinle, aralarına girmemek için.
Aklım yetmiyor benim artık, onu peşimde sürükleyerek geliyorum yanına.
Belki çok güveniyorum sana, belki paranoyanın dibine vurmuşum ne fark eder.
İhanet ihanettir.
Onu düşünmek bile içinde yok etmektir beni.
Yapman gerekenlerin sırası şöyle, önce beni bitireceksin sonra ihanet edeceksin.
Eğer öyle yapmazsan, yapacağın hiçbir şey canı yanmış bir kadının ihaneti kadar ağır olamaz.
O yüzden sadık kal bana, o yüzden yapıştır dudaklarını dudaklarıma!
Cenneti hiçe sayarcasına sevişelim birbirimizle,günaha girelim kulak tıkayıp okunan tüm ezanlara.
Kalbimde hiç uğranmamış noktaları bulup yerleş oraya.
Bırak sokak çocukları evsiz kalmaya devam etsin.
Yoksa sokaklara kim sahip çıkacak?
Neyse burası bizi ilgilendiren kısım değildi.
Benim dışımda görebileceğin tüm aşklara kör et gözlerini.
Öyle yap işte, öyle yap ki ölene kadar anneme seni anlatayım..
Bende yanında kalırım, o kadar büyük şeyler vaat edemem belki sana ama söz veriyorum omzun hiç boş kalmayacak..
Kayıt Tarihi : 31.8.2012 16:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




İflahsız menekşe !.....
TÜM YORUMLAR (1)