Kürşad’da gördüm seni ey kahramanlık!
Kırk yiğitle basılırken Çin sarayı,
O büyük setle açarlarken arayı,
Gönlümüze esiyordun ılık ılık.
Alparslan’da idin sen ey kahramanlık!
Yüce Rabbim kerem eder, lütfeder.
O cansız bedene can verir,
Ruh üfler…
Akıl verir, irade verir,
Seni süsler…
Ey âlemlerin gözbebeği, Ey beşer!
Pilavdan dönmez hiç tahta kaşığı,
Yaman olur Kastamonu uşağı.
Ozanoğlu’dur en büyük aşığı,
Yaman olur Kastamonu uşağı.
Etli ekmek, bandumaya bayılır,
Ben bir kavak ağacıyım,
Ülkemin herhangi bir köşesinde.
İzmir’in Çeşmesi’nde,
Veya Uşak’ın Eşmesi’nde.
Ne meyvem vardır yenecek,
Nankördür bu kediler,
Ya da kedi gibiler…
Acıkınca “Miyav!” der,
Her an yanında gezer.
Aş verince iş biter,
Kusura bakma dostum,
Ama şunu bil:
Sura üflediği zaman İsrafil,
Düşer üstündeki kostüm,
Ne göz senindir artık,
Ne de dil.
Bir kötülüktür gidiyor hayatımızda,
Pandora’nın kutusundan çıkmış gibi sıkıcı.
Bir kötülüktür gidiyor hayatımızda,
Bir gün iner üzerine Demokles’in kılıcı.
Bektaşi misali, ben yaptım oldu, demek yetmez.
Bir bahar günüydü,
Takıldı yüzlere yine maskeler.
O rüzgârla birlikte geldi;
İnsanı insanlıktan çıkaran
Öfkeler, öfkeler, öfkeler…
Kitapta kapağa değil hurufa bakılır.
Bir mektupta zarfa değil mazrufa bakılır.
Balonu uçuran rengi değil havasıdır,
İnsanda kaşa göze değil ruha bakılır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!