Mehmet Tekerek Şiirleri

13

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Mehmet Tekerek

bu şehir eskitecek beni
gidemediğim
kalamadığım
bu şehirde eskiyeceğim
belli
hatıralarımın üstüne basarak yaşarken içim acıyacak

Devamını Oku
Mehmet Tekerek

Burda güvercinler uçmaz artık. Cizre

Adım Ardil

oniki yaşındayım
daha...

Devamını Oku
Mehmet Tekerek

insanım
atalarım gibi
insan ve katil...
hala öldürüyorum
sonun nere varacağı belli değil
binlerce yıldan beri

Devamını Oku
Mehmet Tekerek

Martılar Uçarken

Aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum ondan birşey duymayalı.
Cornwall'dan aldığım bir mektupta,
Artık burdayım, burada kaçak da sayılmıyorum,
yabancı da görmüyorlar beni

Devamını Oku
Mehmet Tekerek

Hala Savaş

her sabah güneş doğarken
anneler çocuklarını sever
çocuklar
koşa koşa okula gider ken

Devamını Oku
Mehmet Tekerek

Her sabah bir dakika Dünyaya baktığında görülenler “diyor ki,

KAPİTALİZM DÜNYANIN İÇİNE SIÇTI.

Dünyanın kapitalist sermayeleri, banka-tekel devletleri, sömürdükleri ülkelerdeki küçük azınlık olan zalim ortaklarıyla baraber insanlara yaşamı bir işkenceye dönüştürdüler. En acımasız ditktatörleri ve onların işkence güçleri -ordu-polis-öldürme timleri- propaganda makineleri ile yaşamı zehir ediliyorlar. Yüzlerce küçük ülkeler büyük kapitalist devletlerin çöplüğüdür. Yani, yokluk ve açlık, savaş, ölümler, kaçışlar, ağzına kadar dolu hapisaneler, ve işkencenin her türlüsü yapılmakta. KARŞI SES ÇIKARTAN HER CANLIYI YOK EDEREK, pislik kokan rejimlerni ayakta tutmaya çalışıyorlar. Besledikleri kudurmuş köpekleriyle yaşama her alanda saldırmaktadırlar.

Devamını Oku
Mehmet Tekerek

Dağa sırtını dayamış küçük bir köydü orası. Evlerin bulunduğu yerden köyün tam karşısına bakıldığında, uzakta sıralanmış dağlar köyü ve yaylayı seyreder gibi dururlardı. Bir de, yaz sıcaklarından yanmayalım diye karlı tepeler köye doğru serinlik üfürürlerdi. Gece gündüz dağlar hep bizimle sayılırdı. Köyün hangi noktasında olunursa olunsun sıra sıra dağları görmek mümkündü. Uzak duran o dağlar, köyde yaşayan herkesin aşkını da acısını da bilir gibiydiler. Dağlara bakarak kim bilir niceleri dertlerini anlatmışlardı. Onlar da uzaktan duymuşlardı herbirşeyleri. Dağlar günün değişik zamanlarında yine değişik çehreye bürünürledi. Örneğin, sabahları yarı sisle kaplı olduğunda, yüzü uykulu gibi olurken, öyle vakti güneş tam tepesinde olduğunda, sanki gözleri kamaşnmış gibi parlardı. Akşama doğru ise hüzünlü gibi, boynu bükük anlaşılmaz bir çehresi olurdu dağların.
Köyün nerdeyse bütün toprak damlarının ön cephesi ve önlerindeki çardak, dağları görecek şekilde kurulmuştu. nasılsa.
Akşam üzeri köylüler tarladan bahçeden evlerine gelip de ellerini yüzlerini yıykadıkdan sonra, çardaktaki serilmiş sofraya oturup da yemek yerlerdi. Yemekte ayran içerlerdi. Yemek yendikten sonra ise çaylar gelirdi. Sonra sırtını bir direğe dayayıp da çayını yudumlarken, dağlar onun karşısında olurdu hep. İçten içe kimselerin duymayacağı şekilde dağlara bakarken mırıldanmalar olurdu. belki. Bu dağların öyküsü bitmez tükenmez olmalıydı. Nice tarihler hayatlar yaşamış olmalıydı bu dağlar.

Bahçede yalnız bir çocuk oynuyordu. Kendi kendine bir tür oyunlar yapmaya çalışıyordu. Ayakkabısını çıkartıp bir kenara atmıştı. Toprağa dokunuyor, toprağa dokunmak kendine özgü bir tad veriyordu ona. Bahçe evden ikiyüzmetre uzaklıkta bulunuyordu. Etrafı buğday ekili tarlalarla kaplı olan bahçe, yeşil bir ada gibi görünürdü uzaktan bakıldığında. Buğdaylar yarı sarı yarı yeşildiler daha. Bahçede şeftyali, incir, iki büyük zeytin, bir kaç nar ve etrafında ise, belli aralıklarla dizili kavak ağaçları vardı. Çok az, sızıntı halinde bir su çıkıyordu ve bütün bahçeyi yavaş yavaş dolaşıyordu. Kulak verildiğinde biyerlerde suyun şırıl şırıl akmakta olduğunu duymak mümkündü.

Devamını Oku
Mehmet Tekerek

seslendiler

hey aklı kıt yaratıklar
diye başladı tanrı insanlığa

biz değiliz bu acıları veren size

Devamını Oku