Minibüslerin
kışın çamur sıçrattığı,
yazın toza boğduğu
o pastanenin köşesinde
beklerdi beni
mavi.
Sen gelirdin.
Mavi olurdu yüzün,
sesin, susuşun.
Birlikte
birkaç dakika daha bekleşirdik;
sonra
maviler olurduk.
Çamur sıçratan,
toz yutan minibüslerden biri
alıp götürürdü bizi.
Bozuk asfaltta
sarsıla sarsıla,
kalbim sana çarpa çarpa.
Ayağımız yere değince
el ele adımlardık kaldırımları.
Kalplerimiz
aynı ritimde çarpardı,
yan yana düşen yağmur damlaları gibi,
birbirini bulan
iki kar tanesi gibi.
NET’in
o bembeyaz, müziksiz,
insan sesi kalabalığıyla dolu
salonunda
dört, ya da beş kişilik
bir masa beklerdi bizi;
ama
biz hep iki kişilik otururduk.
“Ruh” dediğimiz o garson abi
“buyurun” derdi.
Ben iki bira,
duble patates,
midye dolma…
Bir de
elinin elimin yakınında durması
yeterdi.
En güzel aşk şarkıları
gelirdi yanımıza.
Yasak sevdalar,
yarım kalmış cümleler
bir yumruk gibi
inerdi masamıza;
sustururdu dilimizi,
herkesi, her şeyi.
Sadece
iki bakış konuşurdu,
sesi olmayan.
Haziran 1989
Mehmet ErsoyKayıt Tarihi : 27.4.2004 23:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!