MADENLERE ÖLÜM ERKEN mi İNER?

Naime Özeren
464

ŞİİR


209

TAKİPÇİ

MADENLERE ÖLÜM ERKEN mi İNER?

Ekmek, taştan çıkarılır Zonguldak’ ta, Soma’ da
Ekmek, yerin yüzlerce metre altında
Her işe gidiş gizli bir vedadır madenciye
Yürekte başlayıp gözlerde biten
Her dönüş bin şükürdür aslında

Ben senin,
Kömür karası gözlerini sevmiştim
Güven doluydu, içi gülerdi…
Yarasıyla, beresiyle
Kazmayı tutan güçlü ellerini,
O kapkara kömüre inat
Bembeyaz, tertemiz kalan,
O taş kalplilere inat
Yumuşacık, sevgi dolu yüreğini…

Bilirim:
“ Her ölüm erkendir “ derler
Madenlere daha erken mi iner ölümler?

Nefesimdin, Canımdın,
Damarlarımda dolaşan kanımdın
Erim, Her şeyim, Can yoldaşımdın…
Söndü lambandaki ışık
Tüpündeki oksijen bitti ya
Ben de o an tükendim aslında
Sen ve ocaktaki diğer üç yüz canla
Ölü bir bedeni sürüklüyor ruhum artık
Ardından yaşadığımı sanma…

Sırf senin için Canözüm
Karnımdaki altı aylık bebemiz için
Seni oğlumuza anlatabilmek;
Baban mertti, yiğitti, dürüsttü diyebilmek,
Adını oğlumuza verebilmek,
Seni, onda yeniden yaşatabilmek için…

Dudaklarımda, kaderin böylesine isyan
Yüreğime kök salmış ölümsüz sevdan
Rahat uyu DOYAMADIĞIM…
Hani içimdeki şu minik can var ya,
Bir parçası sen olan
İşte o yüzden acıma tuz bastım,
Yokluğuna katlanmaya çalışıyorum inan…

Naime ÖZEREN

Naime Özeren
Kayıt Tarihi : 26.5.2014 13:24:00
Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Kader mi, kaza mı, ihmal mi? ...

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Filiz Kalkışım Çolak
    Filiz Kalkışım Çolak

    Sevgili üstadem;Çalışanlar, alın teri dökenler, emek harcayanlar ile
    emekçilerin yarattıkları üzerinde saltanat süren asalaklar
    vardır... Yoksulluk, eziyet, açlık, sefalet, sömürü ve lüks yaşam.
    Birbirine zıt ne varsa bir arada yaşıyor, görüyoruz. Sosyalist
    ülkeler dışında, dünyanın tümünde yaşanan gerçekler
    bunlardır.
    Gözlerimizi ülkemize çevirelim. Neredeyse her gün zam
    var. Enflasyon almış başını gidiyor. Paranın değeri öylesine
    düşüyor ki, cebimizdeki para gün be gün eriyor. Oysa işçinin
    ücreti, köylünün ürününe ödenen taban fiyatı, memurun
    maaşı hep yerinde sayıyor. Yerinde sayması bir tarafa, hep
    azalıyor. Asgar ücret ise komik düzeyde. Ev kirasını işin içine
    işin içine katmayın, yol parasına, yemeye içmeye bile yetmez.
    Çevremizde gün geçtikçe, yarı aç yaşayan insanların sayısı
    çoğalıyor.
    İş dönüşü alışveriş yapacaksınız. Pazarda doldurduğunuz
    bir fileye, kazandığınızın neredeyse yarısını ödüyorsunuz.
    İşçi, memur etin tadını zaten unuttu. Kiralar başını almış
    gidiyor. Aylık kazancınız çocuklarınızın boğazına bile yetmiyor.
    Ailece bir eğlenceye, sinemaya gitmek lüks oldu. Kış mevsimi
    yaklaştığında odun-kömür telaşıdır başlıyor. Yıllardır aynı elbiseleri
    giyiyorsunuz. Eşinize, çocuklarınıza üst baş almak ayrı
    bir sorun. Kısacası, emekçiler günden güne yoksullaşmanın,
    sefaletin ve bunun doğal sonucu olarak sağlıksızlığın,
    hastalığın kucağına itiliyor. Hep bir önceki günü arıyoruz.
    "Gelen gideni aratır" örneği, geçmiş günleri özlüyoruz.
    Ama bu memlekette bir giydiğini bir daha giymeyenler,
    yatlarla, özel uçaklarla seyahat edenler, öğle yemeğini
    İstanbul'da, akşam yemeğini Paris'te yiyenler, zayıflamak
    için Amerika'ya gidenler de var. Karaborsacılıkla, vurgunla,
    halktan toplanan vergilerin devlet eliyle dağıtılmasıyla, her türlü
    ahlaksızlık ve üçkağıtçılık yoluyla servetlerine servet katanlar,
    7
    köşeyi dönenler var. Bu vurguncular çetesi, emekçilerin sırtından
    dünyanın tüm nimetlerini tadıyor, asalakça lüks hayat
    sürüyorlar. Parayı nereye harcayacağını bilemeyip evlerinin
    anahtarını altından yaptıracak kadar savurgan ve toplumsal
    sorumluluktan uzak bu insanlar emekçilere yabancı değil.
    Bunlar bir avuç 'mutlu azınlık'tır. 50 milyon kişinin yaşadığı
    Türkiye'de 25 aile, evet yanlış okumadınız, Koç'un, Sabancı'nın
    dahil olduğu yalnızca 25 aile (veya bu ailelerin etiketini taşıyan
    holdingler, büyük sermaye kuruluşları diyelim) bu ülkenin
    servetinin yarıdan fazlasına el koyuyor. İşte mutlu azınlık
    bunlar ve bunların düzeninden en fazla nasiplenen işbirlikçiler,
    çanak yalayıcılardır.
    Sokaktaki vatandaş kendisiyle ülkenin her şeyine el koymuş
    asalak ve yiyiciler arasındaki uçurumun farkına nasıl varıyor?
    Çoğumuz bu yiyici takımın yalnızca gününü gün ettiğini
    düşünür ve olayın hep bu magazin yanını görürüz. Ya da
    gazeteler hep o yanını öne çıkarır. Oysa işin ucu biz emekçilere
    dayanır. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bir yerde sefalet,
    bir yerde sefahat varsa orada sömürü vardır, işkence vardır,
    her çeşit baskı, zulüm vardır, haksızlık ve eşitsizlik vardır.
    Emekçi kendisiyle patronlar arasındaki uçurumu düşünmeye
    başladığı anda devletin sopası kafasının üzerindedir. Haksızlığa,
    sömürüye, düzene karşı çıkanlar, devrimciler, ilericiler,
    yurtseverler katledilir, işkencelerden geçirilir, zindanlara
    doldurulur, darağaçları kurulur. Sınıf ve sömürünün olduğu tüm
    ülkelerde bu hep böyledir. Bizim ülkemizde de, TÜSiAD'da,
    ticaret ve sanayi odalarında patronlarla generaller, bakanlar
    kol kola, yanak yanağa pozlar verir, içtikleri ayrı gitmez. Bu
    samimiyetin emekçilere, halka çıkan faturası şudur: İşçilerin
    grev silahı ellerinden alınır, sendikal hakları kısıtlanır, memur
    ağzını açma hakkına bile sahip değildir, gençliğin örgütlenmesi
    engellenmek istenir vb... Bütün bunlar egemen mutlu azınIıkla
    halk arasındaki uçurumun, gelir farkının ve üretim araçlarının
    onların elinde olmasının sonuçlarıdır Polisin copu askerin
    dipçiği inip kalkarken bize her seferinde bu farkı anlatır.
    Ve şu da bir gerçek; tüm bunlar olup biterken birçoğumuz
    8
    olanların nedenine ve niçinine pek kafa yormayız. Günlük
    sorunla, geçim derdi, yaşamaya çalışmak bizleri tüm bu
    sorunlara karşı duyarsız kılar. Dünya dönmeye devam eder,
    bizler de yaşamaya...
    Peki tüm bunlar neden? Haksızlıkların, asalaklığın,
    yoksulluğun, açlığın kaynağı nerededir? İnsanların büyük
    kısmı açlığını biraz olsun bastırmak peşindeyken, nasıl
    oluyor da çok küçük bir kısmı çalışmadan krallar gibi yaşıyor,
    yaşayabiliyor?
    İşte bu broşürümüzde, bütün bu çarpıklığın kaynağı olan
    SÖMÜRÜ ve SINIF denen olguların ne olduğunu incelerken,
    bununla birlikte, insanlar arasında ortaya çıkan eşitsizliğin ve
    yoksulluğun kaynağını, geçmişten bu yana yaşanan devrimci
    süreci kabaca anlatmaya çalışacağız.
    Kuşkusuz, pek çok broşür ve kitabı elimize ilk aldığımızda
    çoğu kez konusu bizlere zor gelebilir, önceleri anlamakta
    zorluk çekebilir, kavrayamayabiliriz. Bu broşürümüzü ilk okuduğumuzda
    da bize yabancı olan, belki de ilk karşılaştığımız
    konuları, kavramları anlamakta zorluk çekebiliriz. Ama
    öğrenmek istiyorsak ikinci, üçüncü okuyuştan sonra, kendi
    hayatımızdaki ilişkilere bakarak, verilen örnekleri kendi
    yaşamımızdan çoğaltarak bir yandan öğrenme, diğer yandan
    da öğretme görevimizi yerine getirmeye çalışacağız ve
    o zaman göreceğiz ki, anlatılanlar bizden ayrı, bize uzak
    şeyler değil. Tam aksine, doğrudan yaşama iIişkin şeyler,
    bazan kafamızda uyanan ama çözemediğimiz, bilemediğimiz
    sorunların bir kısmının cevabı, açıklaması.Öğrenmek öğretmek ve çalışmak!
    Ohalde işe ilk önce öğretmenlerden başlamak gerekli.Yapılandırmacı yaşlakşım benimsetilip üreten ve ürettiği ürünü pazarlama kabiliyetini geliştirecek genç beyinler yetişmek..Tüm bu alçaklıkların işçiyi köle gören ve insan hayatının değerinin olmadığı bu burjuvazi sistemin hakkından ancak bu şekilde gelinilebilir.Bir avuç patrona köleleik yapmayan refah devlet anlayışı bilinçli seçmen..sevgilerime...

  • İbrahim Şahin
    İbrahim Şahin

    Dört yanım dört duvar
    Yüzme bilsem neçare

    ''Oğlum yüzme bilmezdi.'' diyen Ayşe Anaya Tezcan'ın cevabı. Tebrikler.

  • Dinçer Demirel
    Dinçer Demirel

    İçten anlatımıyla ve içeriğiyle günümüz ülke gerçeklerini işleyen güzel şiirdi,

    emeğine yüreğine sağlık,

    saygılarımla

  • Remzi Ece
    Remzi Ece

    Değerli Hanımefendi Üstâdem; Şiirinizle birlikte o geceye yolculuk yaptık. Şahit olacağımız bir nefese, bin şükretmeye hazırdık, sabahlara kadar beklediğimiz o günlerde. Dileriz ki bir daha böyle bir acıya yükselmesin ağıtlarımız. Saygıyla selamlıyorum.

  • Sadiye Ayhan
    Sadiye Ayhan

    Anlamlı şiirinizi yürekten kutluyorum..

TÜM YORUMLAR (90)