Lamba denilince aklıma eski çağlarda yaşayan insanlarımız aklıma geliyor. Bir şömine yada bir gaz lambasıyla evi aydınlatan insanlar. Annemle babam anlatırlardı hep. Bizim zamanımızda bilgisayarı bırak ders çalışmak için mum yakardık derlerdi… - Şimdiki olanaklar o kadar gelişmiş ki amerikada ki yakınımızı bile internetten görebiliyoruz. Fakat önümüzde ki nimetleri göremeyecek kadar körüz.. İnsanlar hayata ne için geldiğini bilmiyor. Sürekli bir şeylerinlerin peşindeyiz. 24 tane şehitin katillerini aydınlatabilir mi lamba? hayır. Adı var kendisi yok. Yerleşik zamanda teknolojinin de gelişmesiyle bayağı bi olanaklarımız oldu.. Lambalardan ziyade birçok aydınlatıcı araçlar var artık.. Elektrik olmasa bile jenaratörün devreye girmesiyle her şey mümkün olmuş durumda. Lamba her şeyi aydınlatır diye bir kaide de yok. Bir insanın içini aydınlatabilir mi? yahut yer altında çalışan bir madencinin yüzünü? Nazım hikmet’inde dediği gibi; Sen yanmazsan ben yanmazsam biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa? Lamba bile tesir etmez.. Bazı İnsanlar bir şeyleri ortaya çıkartmak için kendini heba ederler. Nazım kendini feda etmedi mi? Fakat ışığı çok sonradan belli oldu.. Göremediler Anlayamadılar Kördü insanlar..
- Sonuç olarak lamba denilince aklıma bunlar geldi. 5 harften tek kelimeyle bir lamba geleceğimi aydınlatamaz… Zaten bu düşüncelerime de verebileceğiniz not 0… Gördüğünüz gibi lamba o kadar da aydınlatıcı bir cihaz değilmiş ;)
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta