Bir kuyu düşün...
Güneşin bile ulaşamadığı kadar karanlık.
Ve o kuyunun dibinde,
Yüreği Allah'a teslim olmuş masum bir çocuk...
Adı Yusuf'tu.
Kardeşleri onu karanlığa bıraktığında,
Bir babanın kalbine de hasreti bıraktılar.
Yakup'un gözlerinden yıllarca yaş aktı.
Ama dilinden umut eksilmedi.
Çünkü o biliyordu...
Allah'ın rahmetinden ümit kesilmezdi.
Ey kuyudaki gül...
Seni karanlığa atanlar,
Bir gün saraylara ulaşacağını nereden bileceklerdi?
Sen sabrın adıydın Yusuf...
Sen, en derin karanlıkta bile
Allah'a güvenmenin sırrıydın.
Ve bir gün...
O hasret dolu gömlek,
Bir babanın gözlerine yeniden nur olacaktı.
Sonra asırlar geçti...
Mekke'nin kızgın topraklarında,
İnsanlığa rahmet olarak gönderilen
Bir yetimin sesi yükseldi.
Muhammed Mustafa...
Sallallahu aleyhi ve sellem.
Ona taş attılar...
Yoluna dikenler serdiler.
Sevdiklerini incittiler.
Ama o,
Merhametinden vazgeçmedi.
Taif'in sokaklarında ayakları kanarken bile,
İnsanların hidayetini diledi.
Ne büyük bir yürekti o...
Ne büyük bir rahmetti.
Ey Allah'ın Resulü...
Bugün senin ümmetinin içinde,
Bir lokma ekmeğe hasret çocuklar var.
Enkazlarda kalmış çocuklar.
Kuyulara düşen güller vardı,
Ateşlere düşen güller.
Bir annenin gözlerinde dinmeyen yaş,
Bir babanın yüreğinde bitmeyen yas var.
Bir çocuk...
Yıkılmış evinin önünde annesini bekliyor.
Bir yetim...
Her kapı sesinde babası gelecek sanıyor.
Ve nice mazlum,
Dünyanın sessizliğine karşı
Yalnızca Rabbine sığınıyor.
Kuyuda güller kadar masum
Bilal'in göğsüne taş koydular...
O, Ehad... Ehad... Allah Bir dedi.
Sümeyye'ye zulmettiler...
Ama imanını alamadılar.
Çünkü onların kalplerinde,
Dünyanın bütün zulmünden daha büyük
Bir Allah sevgisi vardı.
Ah benim mahzun ümmetim...
Ne zaman unuttuk birbirimizin acısını?
Ne zaman bir yetimin gözyaşına alıştık?
Kuyudaki gül gibi ne zaman ağladık.
Oysa bize merhamet öğretilmişti.
Bir ekmeği bölüşmek,
Bir gönlü onarmak,
Bir mazlumun yanında durmak...
Ey Rabbim...
Biz İbrahim kadar ateşte yanmadık
Biz Yusuf kadar sabırlı olamadık.
Yakup kadar güzel bekleyemedik.
Bilal kadar direnemedik.
Ama yine de senin kapına geldik.
Kalplerimiz yorgun...
Gözlerimiz yaşlı...
Ellerimiz sana açık.
Karanlık kuyulardaki Yusuflara umut ver.
Evladını bekleyen Yakuplara sabır ver.
Zulüm görenlere selamet,
Hasret çekenlere hayırlı vuslat ver.
Ve unutma ey gönül...
Her kuyu bir son değildir.
Her ayrılık ebedî değildir.
Bazen bir kuyu,
Bir saraya açılan kapıdır.
Bazen bir gözyaşı,
Bir duanın en güzel hâlidir.
Ve bazen...
Karanlığın dibinde açan bir gül,
Bütün insanlığa sabrı öğretir.
Ey kuyudaki gül...
Senin adın Yusuf...
Kokun sabır...
Rengin umut...
Ve bizim en büyük duamız...
Allah'ım...
Bizi Muhammed Mustafa'nın
Merhamet yolundan ayırma.
Âmin...
Hakan Şuayb Erdem
Kayıt Tarihi : 30.10.2026 15:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!