Kurtarılamaz Şiiri - Arya Soysal 2

Arya Soysal 2
42

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Kurtarılamaz

Bütün günahların içinden geçtim.
Günahlarıma şiir yazdım.
Yasaklı hisleri meşrulaştırdım.

Ceza almadım sanmayın.
Aklımın hapishanesinin en karanlık hücrelerinde kendimi prangaladım.
Ama yine durmadım.
Prangalarımı rujuma uyan renklere boyadım.

İçimde onlarca soyu yok ettim.
Rahmim günahlar ülkesi.
Yok olup gidenler gerçekten gitmiş midir?

Delirmemeliyim, delirmemeliyim diye oyalıyorum kendimi.
Suçlarımı gizlemek için olmadığım bir insan inşa ettim.
Korkuyorum hala.
Yakalanırsam kendimden kaçacak hiçbir yerim kalmayacakmış gibi korkuyorum.

Çünkü kimse bilmiyor:
Ben yıllardır kendi içimde delil karartıyorum.

Hatıraların parmak izlerini siliyorum.
Bazı geceleri hiç yaşanmamış gibi gösteriyorum.
Bazı insanları zihnimde öldürüp ertesi sabah onlara günaydın diyorum.
Bazen aynanın karşısında yüzümü uzun uzun inceliyorum;
bu kadın suç ortağım mı,
tanığım mı,
yoksa bütün bunları yapan o mu?

Hatırlamıyorum.

Belki de en büyük suçum bu:
Kendimi kurtarabilmek için kendimden vazgeçtim.

İçimde mahkemeler kuruldu.
Savcı bendim.
Sanık bendim.
Tanık bendim.
Hâkim de bendim.

Bir tek beraat eden olmadı.

Her gece başka bir Aryayı mahkûm ettim.
Sabah olduğunda onun kıyafetlerini giyip hayatıma devam ettim.

İnsan kendi cesetlerini nereye gömer bilmiyorum.
Ben benimkileri kelimelerin altına gömdüm.
Bu yüzden bazı cümlelerim bu kadar ağır.
Altlarında birileri yatıyor.

Siz şiir sandınız.

Ben üzerlerine çiçek bırakıyordum.

Şimdi korkum cehennem değil.
Cehennem konusunda oldukça tecrübeliyim.
Benim korkum bir gün bütün o hücrelerin kapılarının aynı anda açılması.

Çünkü içlerinden ne çıkacağını bilmiyorum.

Belki çocukluğum.
Belki öfkem.
Belki hiç doğurmadan kaybettiğim ihtimaller.
Belki yıllardır susturduğum kadınlarım.

Belki de yalnızca ben.

Ve sanırım en çok bundan korkuyorum:

Bunca yıl herkesten sakladığım suç mahallinin
aslında kendi bedenim olduğunu anlamaktan.

Ben terapistimin karşısına günah çıkarmak için oturduğumu sanıyordum.
Meğer ifade vermeye gidiyormuşum.

Her seans başka bir sorgu odası.

Karşımda beni suçlayan kimse yok.
Ama ben kendimi savunmaya hazır gidiyorum.

Sorulmamış sorulara cevaplar hazırlıyorum.
İşlemediğim suçların bile mazeretini düşünüyorum.

Sonra yine soruyor:

“Ne oldu?”

İşte orada bütün savunmam çöküyor.

Çünkü ne olduğunu biliyorum.

Sadece hangi “ne”den başlayacağımı bilmiyorum.

Çocukluğumdan mı?
Bedenimden mi?
Sevdiğim insanlardan mı?
Kendime yaptıklarımdan mı?
Başkalarının bana yaptıklarından mı?
Yoksa bütün bunlardan sonra dönüştüğüm kadından mı?

Dosyam kalın.

Ben bile tamamını okumaya cesaret edemiyorum.

Belki bu yüzden terapistimden kaçıyorum.

Çünkü bazı insanlar seni yakalamak için peşinden koşmaz.

Sadece karşına oturur,
gözlerinin içine bakar
ve doğru soruyu sorar.

Ben bütün hayatımı cevaplardan kaçarak geçirdim.

Şimdi biri iki kelimeyle bütün saklandığım yerleri buluyor:

“Ne oldu?”

Hiçbir şey, diyorum içimden.

Sonra aklımın hapishanesindeki bütün mahkumlar aynı anda parmaklıklara vuruyor.

Dur arya… daha fazla yazma.

Ama bir sorum var Ölmek istediğimi söylemeli miyim?

Hayır.

Zaten denedim ve başaramadım.

İnsan bazı şeyleri başaramayınca üzülür.
Bunu başaramayınca başın belaya giriyor.

Bir anda herkes yaşamanı istiyor.
Ama kimse neden ölmek istediğini aynı telaşla merak etmiyor.

Söylememeliyim.

Çünkü bazı cümlelerin ağızdan çıktıktan sonra geri dönüşü yok.

“Ölmek istiyorum.”

İki kelime.

İki kelimeyle odanın havası değişebilir.
Terapistimin yüzü değişebilir.
Ben, karşısında oturan kadın olmaktan çıkıp korunması gereken bir vakaya dönüşebilirim.

Bundan korkuyorum.

Ölümden değil yalnızca.

Anlaşılmadan kurtarılmaktan da korkuyorum.

Bu yüzden yine gülüyorum.

“Bir şey olmadı.”

En profesyonel yalanım bu.

Terapistim susuyor.

Ben de susuyorum.

Ama kafamın içinde ifade devam ediyor.

Ölmek istedim.
Yaşamak da istedim.
Bazen ikisini aynı dakika içinde istedim.

Belki benim asıl suçum buydu:
Ne hayattan tamamen vazgeçebildim
ne de ona gerektiği gibi tutunabildim.

Kapının eşiğinde yıllarca bekledim.

İçeri girmedim.
Dışarı da çıkmadım.

Terapistim yine soruyor:

“Ne oldu?”

Hiçbir şey.

Oysa içimde bir tutanak tutuluyor.

Söylemediğim her şey kayda geçiyor.

Ve ben her seanstan çıkarken
ifademi yarım bırakmış bir şüpheli gibi kapıya yürüyorum.

Arkamdan kimse “dur” demiyor.

Belki de bu yüzden bir sonraki seansa tekrar gidiyorum.

Birinin sonunda beni durdurmasını istediğimden değil.

Bir gün dönüp,
kaçmadan,
gülmeden,
metaforların arkasına saklanmadan

“Ne oldu?” sorusuna

gerçekten cevap verebilmek için.

O haber…

Bir gün gerçekten gidersem, onun kulağına gider mi?

Nedense ilk onun ne hissedeceğini düşünüyorum.

Sercan şaşırmaz, eminim.
Belki bir süre susar.
Belki “biliyordum” der içinden.

Ama terapistim…

Onun yüzü biraz düşer gibi geliyor.

Önündeki dosyaya bakar mı?
Son konuşmamızı düşünür mü?
Kaçtığım soruları hatırlar mı?

“Ne oldu?” demişti.

Ben yine hiçbir şey söylememiştim.

Belki o zaman anlar hiçbir şey dediğim yerlerde ne kadar çok şey olduğunu.

Ama suçlu hissetmez.

En azından ben böyle olmasını isterim.

Çünkü benim zihnimde çoktan verilmiş bir hüküm var:

Ben kurtarılabilen bir vaka değildim.

Bunu o söylemedi.

Ben söyledim.

Kendime.

Defalarca.

Belki terapistimle aramızdaki en büyük kavga da bu zaten.

O henüz dosyayı kapatmadı.

Ben çoktan üzerime
“KURTARILAMAZ”
damgasını bastım.

O hâlâ “Ne oldu?” diye soruyor.

Ben ise cevabını vermek yerine
öldükten sonra yüzünün nasıl görüneceğini düşünüyorum.

Belki de kaçtığım asıl soru bu:

Ölürsem kim üzülecek değil.

Ya yaşarsam
bana ne olacak?

Arya Soysal 2
Kayıt Tarihi : 13.09.2026 20:44:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!