Kum Torbası Metaforu

Şükrullah Yavuzer
228

ŞİİR


13

TAKİPÇİ

Kum Torbası Metaforu


Adamın biri her gün bisikletiyle sınır kapısındaki gümrükten geçiyormuş. Bisikletinin sepetinde ise kocaman bir kum torbası taşıyormuş.
Sınır gümrük memuru durumdan şüphelenip adamı durdurmuş:
"Aç bakalım torbayı, içinde ne var?" demiş.
Adam torbayı açmış, memur içine bakmış; gerçekten de torba tamamen kum doluymuş.
Adamın üstünü de didik didik etmiş hiç bir şey bulamamış.
Memur adamı salmış.
Bu durum günlerce, aylarca, hatta yıl boyunca aynı şekilde devam etmiş. Adam her gün bisikletiyle aynı sınırdan geçiyor, memur torbayı arıyor, kumdan başka bir şey bulamayınca geçmesine izin veriyormuş. Yıllar sonra bu memur emekli olmuş.
Emekli olduktan yıllar sonra bir gün sokakta bu adamla karşılaşmış. Artık görevi başında olmadığı için merakına yenik düşmüş ve adamın yanına gidip sormuş:
"Bak, artık emekliyim, gümrükte değilim. Yıllarca o torbada kum taşıdın durdun. Uyuşturucu gibi, altın gibi ya da başka bir şey gibi her gün aradık durduk, hep kum çıktı. Lütfen söyle, yıllarca o sınırdan aslında ne kaçırdın?"
Adam gülümsemiş ve cevap vermiş:
"Bisiklet kaçırıyordum!"
Siyasetin ve Bürokrasinin "Kum Torbası" Metaforu
Sınır kapısından her gün geçen o bisikletli, siyaset ve bürokrasi tarihinin en kusursuz illüzyonunu özetler. Yıllar boyunca memurların gözünün içine baka baka sepetinde kum taşıyan adam, aslında muazzam bir psikolojik manipülasyonun başrolündedir. Gümrük memuru, dikkati torbanın içeriğine (kuma, ideolojiye, lafa, hamasete) kilitlemiştir; oysa asıl kaçırılan şey, memurun gözleri önünde pedallanan bisikletin kendisidir (sistemin, yetkinin ve geleceğin ta kendisi).
Bugün günümüz siyasetçilerine ve bürokratlarına baktığımızda gördüğümüz manzara bu hikayenin güncellenmiş ve daha trajik bir versiyonudur.
Sepetteki "Kutsal Kumlar": Göz Boyayan Söylemler
Rant mekanizmasının çarkları dönerken, halkın ve denetleyici gözlerin önüne sürekli aynı kum torbası sürülür:
Sözde Kutsal Davalar: Kürsülerde millete, vatana, "büyük hedeflere" adandığı söylenen, her gün yeniden doldurulup sergilenen hamaset torbaları.
Etiketler ve Sloganlar: Sağcılık, solculuk, milliyetçilik, muhafazakarlık, reformculuk veya devrimcilik... Halkın öfkesini ve dikkatini tutmak için kullanılan ucuz ama etkili oyalama araçları.
Yol ve Yoldaşlık Edebiyatı: "Aynı yolda yürüyoruz" kisvesi altında kurulan sadakat zincirleri, liyakatsizliğin ve kayırmacılığın üstünü örten sadakat kalkanları.
Memurlar (yani toplum ve denetim mekanizmaları) her gün bu torbaları didikler. "Acaba ideolojik sapma var mı?", "Söylemde bir yanlışlık var mı?" diye didik didik arama yapılır. Ama torba hep kumdandır; yani boştur, hammaddesi basittir, zararsız görünür.
Asıl Kaçırılan: Bisikletin Kendisi
Millet "kumun" (yani günlük tartışmaların, tartışmalı demeçlerin, suni gündemlerin) peşindeyken, rantiyer sınıf ve ortakları gözler önünde asıl büyük vurgunu gerçekleştirir:
Kamusal kaynakların, beşli çetelerin veya yandaş müteahhitlerin irili ufaklı kasalarına akıtılması.
Liyakatsiz Kadrolaşma: Eşin, dostun, akrabanın devletin en kritik damarlarına yerleştirilerek geleceğin ipotek altına alınması.
Geleceğin Çalınması: Gençlerin umutlarının, ülkenin rasyonel akıl ve liyakatle yönetilme imkanlarının parça parça sökülüp yurtdışına veya kişisel servetlere transfer edilmesi.
Siyasetçi ve bürokratik elit, bisiklete biner; halka sürekli torbadaki kumu gösterip "Biz bu dava için toz yutuyoruz" edebiyatı yapar. Halk toz yutmaya odaklandığı sırada, o bisiklet çoktan sınırın öbür tarafındaki refah ülkesine, kişisel adacıklara ve zenginlik saraylarına ulaşmıştır.
Emeklilik Vakti Geldiğinde...
Tıpkı hikayedeki gümrük memuru gibi, bu düzenin figüranları da bir gün ellerindeki yetkiyi bırakıp emekli olacaklar. Koltuklarından indiklerinde aynaya baktıklarında görecekleri tek şey, yıllar boyunca boş bir torbayı aramanın getirdiği o derin pişmanlık ve aldatılmışlık hissi olacaktır.
Ancak o gün geldiğinde, ne çalınan nesiller geri gelecektir ne de o bisikletin yollardan nasıl kaçırıldığının hesabı sorulabilecektir. Siyasetin gümrük kapısında bekleyenler, ellerinde bir avuç kumla kalakalırken; asıl vurgunu yapanlar, çoktan yeni bir sınırda yeni bisikletlere binmiş olacaklardır.
Şükrullah YAVUZER

Şükrullah Yavuzer
Kayıt Tarihi : 4.10.2026 09:36:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!