Yine o zifiri saatler...
Sabahın uykusuyla,
Gecenin yorgunluğu karışmış.
Sokak lambaları bir bir sönüyor,
Şehrin damarlarından kan çekiliyor.
Ben aynı köşede, elimde dert sigarası,
Adını kazıdığım o paslı duvardayım.
Bize bir şey olmaz demiştin,
Sevdamız kayadan sert demiştin.
Oysa şimdi rüzgarda toz zerresi bile değiliz,
Hayatımızdan bir gölge gibi çekilmişiz.
Dostlar kahvesinde adım geçmiyor artık,
Masalar tanımıyor, garsonlar bakmıyor.
Hangi meyhaneye girsem, kemancı susuyor;
Biliyorlar; derdim mezeden değil, kendimden...
Seni düşünmek;
Yarada paslı bıçak çevirmek gibi.
Kaç kar düştü bu kararmış şehre?
Hala bıraktığın o duraktayım, sırılsıklam...
Gel desen; dermanım yok,
Git desen; yüreğim bu bedene sığmıyor.
Geçiyor zaman; kum saatinde sessiz çığlık...
Savruluyor hayat; rüzgarda eski bir yaprak...
Aynı kitaba sığmayan iki dizeyiz artık;
Ben noktayı koymuşum, sen parantezi açmamışsın.
Hangi yasaya sorsam, suçum ağır!
Neden sevdin? diyorlar, dilim düğümlü.
İntihar süsü verilmiş ayrılık kurbanıyız;
Faili meçhul mektuplar, adresi belirsiz çığlıklarız...
Bak, güneş kan kırmızısı doğuyor yine.
İnsanlar işine, sahte gülüşüne gidiyor.
Ben cebimde son kurşun misali hüzünle,
Sana çıkmayan yolların tozuna belenmişim.
Kum gibi akıp gittin avuçlarımdan,
Ardında yıkık bir şehir,
Yarım kalmış bir türkü bıraktın...
Hangi makam teselli eder bu yorgun savaşçıyı?
Hangi dua kurtarır beni, bu kendi kurduğum pusudan?
Kayıt Tarihi : 4.2.2026 12:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!