Bir kum tanesinin kaderinin düşündüm hiç kum görmediğim kapalı bir ofis penceresinde..
Belki de hiç görmediğim denizleri görmüş, fırtınaya tek başına gücü yetmeyen, savrulan minicik gri kum tanesinin kaderini..Sarhoş denizlerin yeşil mavi arasındaki kararsızlığına şahit..Ve kimbilir kaç yüzyıl daha oradan oraya..
Ne garip değil mi? Evrende bir nokta kadar yer kaplayan, ne siyah ne beyaz, arada sıkışıp kalan bir öykü onunki..bazen ıslak bazen kızgın..Kim anlarki öyle değil mi kalabalıklar arasında kaybolan ve yalnız başına görünen bir anlamı olmayan herhangi bir tanenin kendince anlamını..
Evrenin en sonsuz uzaklığından baktığımda kendimin de o nokta kadar küçücük, ama düşündüğümde ne büyük bir anlamımın ve hikayemin olduğunu o kalabalıkta kim bilebilir ki..Bir sahilin tam ortasındaki kum yığınının en üstünde ya da en altında olmanın o kuleyi hiç bozmayacağını elinde kovasıyla ne anlar ki çocuklar..
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta