Kırılıp gidenler oldu.
Avuçlarımda sesleri,
dokunsam kanayacak
ince bir cam sessizliği.
Sırtımı döndüğüm yollar
geceleri yön değiştirip
kalbime çıkıyor şimdi.
Uzakta bıraktığım yüzler,
karanlıkta unutulmuş evler gibi,
pencerelerinde hâlâ
benim dönmediğim akşam duruyor.
Ah, şimdi
Samandağ kıyısında olsaydım…
Bir kum tepesinin üstünde,
zambaklarının
o kimsesiz beyazlığında;
Akdeniz’in
turkuaz mavisi derin bir yara gibi kanasaydı.
Eylül,
Keldağı’nın omzundan
yorgun bir kuş gibi inseydi.
Güneş, kızıl bir nar olup
denizde çatlasaydı,
çocukluğum içinden tane tane dökülseydi.
Annemin sesi,
babamın öfkesi
ve bahçede unutulmuş bir akşam serinliği
bana eşlik etseydi.
Sıyırırdım paçalarımı.
Çıplak ayaklarımla
kıyıda usulca ölen dalgalara girerdim.
Her adımımda
bir yüz yükselirdi sudan.
Bir ad dudağıma kadar gelir,
tuz olup susardı.
Ardıma bakamazdım.
Deniz, ayak izlerimi
birer birer silerken
ben biraz daha görünürdüm
kendime.
Rüzgâr,
dönemediğim kapılara
saçlarımın akını taşırdı.
Kum zambakları,
benim yerime eğilirdi
kırdığım kalplerin önünde.
Yürürdüm…
Bir yanım kıyıya bırakılmış,
bir yanım açıklara sürüklenen
yaralı bir sandal.
Göğsümde
yıllardır karaya çıkamayan
bir Akdeniz.
Ve Samandağ,
uzakta titreyen
çocukluk lambam…
Ben hangi şehre gittiysem
geceleri geldi benimle.
Tüm sabahlar,
senin kıyında kaldı.
Dönsem şimdi,
deniz beni tanır mı? bilmem.
Ama ben,
bir dalganın sesinden bile
hangi kıyıya ait olduğumu
hâlâ hatırlıyorum.
Ey Samandağ,
ben senden gitmedim.
Kalbim
bir kum zambağının dibinde,
Eylül'ün serin elleriyle
üstünü örttüğün
o çocukta kaldı.
Kayıt Tarihi : 18.10.2023 00:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!