Güneşin karanlığını aştım dar vakitlerin girdabından kurtuldan sonra.
Ellerimi çektim duvarların arkasından
Ne bir Albatros yalnızlığıyım artık
Ne de kuğunun son şarkısına aşina kulaklarım.
Ellerimi çektim duvarların arkasından konuşanların göğsünden.
Göğsüme de dayayamıyorum artık nasırlı parmaklarımı,
Daha fazla incitirim korkusundan...
Minareleri inletiyor iyiliğin, sevdanın ve şefkatin nâraları...
Minareler terk edilir edilmez başlıyor insanlığın; çirkinliği makyajlarla örtülmeye çalışılan yalanları...
Duvarlar arkasından gelen sesleri duymamak için tıkıyorum kulaklarımı...
Kendime kalıyorum bir de rahmanın ruhumu sızlattığı o tatlı serinliğe...
Biliyorum çünkü;
Kapıyı açma cesareti olmayanlar "bekle" diyecekler. Yine ayazda donmaya devam edecek iliklerim.
Her yangında eriyip, her soğukta yeniden derleneceğim.
Pörsüdü ruhum, yamalarını dikmekten,
Yaralarıyla k/alemleri beslemekten.
Ellerimi çektim duvarların göz kapaklarından...
Elif, Lam, Mim'ler akıyor ne vakittir kirpiklerimden.
Ne vakittir usul usul göç ediyorum herkesten ve herseyden.
Iki çiçek kalıyor terk edemediğim, terk etmek istemediğim...
Birine nergis diyorum, biri zaten kasımpatı tâ bebeklikten.
Çarpa çarpa ellerimi nasırlaştıran,
Gönlümün göğünü ağlatan,
Şiirlerimi susturup, omurgamı kırk yerden kıran duvarları terk ediyorum!
Ne Fuzuli'yi alıyorum yanıma
Ne de "Ah minel aşki ve hâlâtihi, Ahraka kalbi bi- hârârâtihi" diyen Şeyh Galiple birlikte "Âh" diyorum.
İçimdeki Leyla'yı öldürdü Kays!
Kays'da zamanın yeni yetme ve çabuk eskiyen ve çabuk eskitilen, sözde sevdalarına daldı.
İçimde Mâhfi bir oda var artık
İçinde hiç kimseye "belâ" denmeyecek,
Parmak uclarımdan kimsenin "hâlâtihi" geçmeyecek,
Satır aralarının kabul görmeyeceği, yüreğimin; acabalarla, belkilerle, sanrılar ve sancılarla öldürülmediği bir oda...
Sevdanın sadece "sevdâ" kısmı kaldı alnımda.
Göğsümden koparıp alnımın üzerine sürdüler onu da...
"Bakın!" Dediler.
"Bakın! Bunun ayıbı da burada..."
Ellerimin arasından bıraktım duvarların sûretini usulca,
Usulca kanamaya başladı öpülmeyen avuç içlerim.
İliklerimi heyecanlar değil, gitmiş olmanın yarattığı sancılar boşaltıyor artık...
Ardıma dönüp bakmıyorum yine de
Yine milyon defa ölsün istemiyorum kalbimin ruhu acabalarla, belkilerle...
"Aşk imiş her ne var âlemde/ilm bir kıyl u kâl imiş" demişti ya Fuzuli,
Bu çağın Kays'ı onu da değiştirdi.
Ve aşk; bir "Kıyl u kâl" olmaktan öteye geçemedi.
Bu defa Godivalar için değil; Göğsü Leyla olanlar için kör edildi gözler.
K/özler kaldı onlardan geriye...
Ömrün haddi aşmış hoyratlığına garezle duvar arkasına saklanmış sözler bir de...
Ve kalbim, ben artık hiç hir ülkenin başkenti değilim.
Soğuk bir savaş sonrası yerle yeksan edildi tüm mülklerim!
Korkaklık zafer kazandı!
Cesaret, ceketini alıp sıvışınca ruhtan;
Kendime gizli bir ülke inşaa ettim, ardımda adım bile kalmadı...
Fazile Aşar Aydınalp
Fazile Aşar AydınalpKayıt Tarihi : 4.2.2026 12:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!