Taşplağın Başında Büyüyen Çocuk
Uluköy’de, Kürt Nebi’nin oğlu Küçük Durmuş Aydın, Kazancı’nın kuytu bir köşesinde, taş plakçaldan dönen türküyle büyüdü. İlk ana sütüydü bu: Nida Tüfekçi’nin “Gine bir hal oldu ben özüm özümə” diyen sesiyle tanıdı dünyayı. Neşet Ertaş’ın “Döngel Zeynebim”i her çaldığında, çocuk gönlünde bir zeytin ağacı büyürdü. Müzik onun için dil değil, damar oldu. Kasetten değil, karacadır kaşların ferman yazdırır diyen göçerlerden öğrendi türkü denen sırları.
Evin önünden geçen Tozlu’ya doğru göçen koyunları saydı. “Me – mee” seslerinden notalar ördü. Koyun kuzunun diliyle çanda ses, kavalda nota oldu. Öttü Asar yelinde, aktı Uşmungar suyunda.
📖 Askeri Bandoda Uluköylü Bir Yörük
Kavalı kamıştan değil, göğsünden yonttu. Astsubay bandosu sınavına girdiğinde ne nota bildi, ne solfej. Ama bir “Bozkırın Tezenesi” vardı içinde, o tezeneyle tellere bastı.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta