Akşam, paslı bir çivi gibi
çakılıyor göğsüme.
Gökyüzü mor bir yara,
içinden sızan ışık
kanamayı saklayamıyor.
Sen hâlâ o pencerede,
zamanın camına hapsedilmiş
solgun bir resim gibisin.
Yüzüne düşen gün batımı
eski bir fotoğrafın sararmış kenarı.
Sokak, ömrünü tamamlamış bir şarkı;
notaları dökülüyor taş aralarına.
Çocuk sesleri çoktan küflenmiş,
satıcının çıngırağı
yitik bir duanın kırık hecesi.
Ben, geçmişin küllerini avuçlayan
kör bir rüzgârım şimdi.
Ne yana essek
bir yangının dumanı doluyor içimize.
Adını anmak,
yaslı bir kapıyı aralamak gibi.
Sen kokuyorsun hâlâ,
ıslak toprakla karışmış
eski bir yaz yağmuru gibi.
O koku,
yıkılmış bir evin duvarlarında
direnen son çiçek.
Aramızda büyüyen şey
mesafe değil artık;
zamanın pası.
Dokunsak dağılacak,
konuşsak ufalanacak.
Bir selamın ağırlığı var şimdi
bir mezar taşı kadar soğuk.
Dilimizde taş kesilmiş heceler,
yüreğimizde çatlamış aynalar.
Ben her geçişimde
biraz daha siliniyorum sokaktan.
Sen her bakışında
biraz daha çekiliyorsun dünyadan.
Sokak aynı sokak,
Rüzgar aynı rüzgâr
ama biz iki ayrı mevsimin
yasını tutuyor.
Ve gece çöktüğünde
içimdeki ışık
çoktan tükenmiş bir kandilin
is tutmuş camına döner.
Senin penceren ise
karanlığı çağıran bir boşluk gibi
sessizce geceye gömülür.
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 26.2.2026 07:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!