Kevser Kılınç Şiirleri - Şair Kevser Kılınç

Şiir Yarışması
34

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Kevser Kılınç

Yalnızlıkla evlenince insan,
Dışı hep gereksiz bir kalabalık.
Ve uğraşınca, kurtulmak için yalnızlıktan,
Her büyük çaba, aşağı çeken bir bataklık.

Bir gün ayrılınca onca yıllık eşinden,

Devamını Oku
Kevser Kılınç

Biz seninle aynı bulutun yağmuruyken,
Afrika’ya sel, Amazon’a kar olmuşuz.
Kör kuyularda ipi kopmuş çıkrıkken;
Su olmuşuz, urgan olmuşuz, Yusuf olmuşuz.

Biz seninle kor gibi tutuşup yanmışken,

Devamını Oku
Kevser Kılınç

Bak bana!
İçimde harpler, gergin nefesler, inlemeler…
Dinle!
İçimde çığlık çığlığa hayaller.
Kopan kıyamet olsun şimdiden sonra,
Bilirim yoktur her yaraya merhem.

Devamını Oku
Kevser Kılınç

Hayat dediğin kardeşim
Birkaç adam.
Hayat dediğin;
Heykel, kır çiçekleri ve dam
Biraz nefes biraz da heyecan.
Hayat dediğin bir merhaba

Devamını Oku
Kevser Kılınç

İçim eylül,
Pafta pafta bulutlar
Yaprak yaprak seriyorlar
İçerime
Ruhumun gökkubbesinden, hüznü
Dilimde alengirli bir türkü

Devamını Oku
Kevser Kılınç

Kızıl tüğlü devenin süvarisinde kaldı gönlüm,
Suk-u ukaz’a bıraktığı nidalar yankılanırken Hira’da
Şakk-ı sadr’dan kalma ince uzun bir şakuli misali
Çölün buz tutan ayazında, yandıkça söndüm.

Aklı akılla mat etmeye çalışırken bir zamanlar,

Devamını Oku
Kevser Kılınç

Saklıydı yaralar kurşun izinde,
Yamalı gömlekli, dişleri eksik insanlar
Feryat ederlerdi bombalanmış bir binanın,
Rutubetli duvarları içinde...

Hüzünler vardı kurşun izinde,

Devamını Oku
Kevser Kılınç

Müsrifim ben, çok israf ederim yalnızlığı. Görünen ile görünmeyenin arasındaki farkı bellediğimden beri, deniz ile gök arasındaki ufuk çizgisini fark ettiğim günden beri. Atıldığım kuyulardan, düştüğüm çukurlardan çıkamadığımdan belki…
Nereye dönsem yüzümü hep bir yerlerde bir şeyler eksikmiş gibi, yokmuşum gibi, yokmuşsun gibi, yok bile yokmuş gibi… Ne var ki alıp başımı çekip gitsem de dolambaçlı patikalara; şaşarım. Çünkü ben öylesine müsrifim ki kestirmeden gitmekten bile korkarım. Ay çıkıp da dolu dolu saçsa ışığını, elimdeki tüm kandilleri yakarım. Tütsülere salık verir, mumları renk renkçakmaklayıp sıralarım. Ben, ne zaman görsem güneşi tepemde, evime kapanır, tüm perdeleri çekip isli duvarlara bakarım. Güneş orada öylece nazenin bir heykel gibi poz verse de, ben içeride kendi karanlığımdan medet umarım. Haldir, derim.Geldi. Geçmese de olur. İyiyim, derim. Başladı,bitmese de olur. Ben, derim ve beni yazarım sayfalarca, beni yazarım tüm enaniyetimle durmazcasına. Çünkü ben en çok beni israf etmeyi seven bir müsrifim.
Yarını düşünmem çünkü ben yoksam yoktur yarın. Ve yarın varsa ben yokum…
Hatırladım. Gelmişti. Bir güvercin ağzında tek yaprak zeytin dalıyla… Gelmişti, onlarca mil öteden Nuh, önce gemisi sona tufanıyla. Öylesine bir hüzün vardı ki, işlemişti iliklerine, kapkara bir sürme gibi çekilmişti gözlerine.. Yurtsuzluktan değil, toprağı avuçlayamadığından ya da gök ile yer arasına sıkıştığından da değil, bıraktığından kendisinin sevip de Rabbinin sevmediklerini. Evet, Nuh da müsrifti çok israf etmişti hüznü…
Vardı. Bir zamanlar pişmanlığı israf eden bir peygamber… Dardı, Ninova ona, gök kubbenin altında dardı. Yunus bırakmıştı, terk etmişti, bunalmıştı, tükenmişti. Bu kadarı ona yeterdi. Kaçmakla biter sanmıştı, yanılmıştı. İnsan kaderinden, kaderi insandan kaçamazdı. Bir balığın karnında onun kalp ritimlerinin akışında ezgili bir tövbeye daldı. Rab duydu. Rab her zaman her şeyi duyardı. Rab affetti. Halk tövbe etti. İşte huzur buydu, Bir peygamber vardı müsrifti, çünkü pişmanlığı israf etmişti. O da Yunustu.
Şimdi ben! Müsrifliği bile israf etmişken, kınamıyorum kendimi. Dereleri geçip okyanuslarda boğulmuş gibi; sen, oku! Kendini kitap yapmışta okuyormuş gibi. Anla,‘’anlayamazsın’’ dediklerini, anladıklarından daha fazla. Bil! Çünkü bilmedikçe bildirecekler haddini. Bileceğim bende sen gibi ve anlayacağım. Sonra anlamayı bile israf edeceğim belli ki. Müsrifim hakeza.

Devamını Oku