Kelbiç evler vardı bir zaman,
Duvarı taştan değil, sabırdan örülürdü.
Damına yağan kar, yoksulluğu örtmezdi;
Sadece çocukların üşüyen düşlerini beyaza boyardı.
Kapının eşiğinde nasırlı eller beklerdi akşamı,
Güneş çekilince umut da yorulurdu.
Bir tas çorba, bir dilim ekmek,
Koca bir ömrün bayramı sayılırdı.
Toprak, alnındaki teri tanırdı insanın;
Ekmek kolay verilmezdi bu diyarda.
Her lokmanın içinde kırık bir dua,
Her yudum suyun dibinde sessiz bir şükür saklıydı.
Kelbiç evler konuşmazdı ama bilirdi;
Çatlayan sıvaların ardında kaç gözyaşı kuruduğunu,
Kaç annenin evladına gülümserken
İçinden bin kere dağıldığını.
Hayat, burada ince bir ipti;
Bir ucunda ekmek, öbür ucunda haysiyet.
Düşsen açlık karşılar,
Tutunsan alın teri sınardı seni.
Rüzgâr sert eserdi Anadolu'da;
Fakat en serti, insanın içine esen yokluktu.
Yoksulluk yalnız cebi boşaltmazdı,
Bazen sesi, bazen uykuyu, bazen çocukluğu da alırdı.
Yine de sabah olurdu...
Bir horoz sesi, karanlığı yavaşça sökerdi.
İnsan, umut denilen ince dalı
Kırık elleriyle yeniden tutardı.
Çünkü Anadolu, pes etmeyi bilmezdi.
Acıyı ekmeğine katık eder,
Gözyaşını toprağa emanet eder,
Başını eğmeden yürümeyi kader sayardı.
Ve Kelbiç evler...
Bugün belki yıkıldı, belki sessiz kaldı.
Ama onların duvarlarında yankılanan mücadele,
Hâlâ bu toprağın vicdanında yaşamaktadır.
Çünkü bazı evler taştan yapılır,
Bazıları ise insanın sabrından...
Kayıt Tarihi : 13.07.2026 12:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!