Gece çökerken şehrin üstüne
bir ağırlık vuruyor omuzlara;
sanki tarih arkamızdan ittiriyor
“dik dur” diye,
bir devlet duruşu kadar keskin bir emirle.
Biliriz:
Bu toprakta güç,
bağırarak değil,
susarak birikir;
dara düşenin soluduğu nefeste saklanır.
Kavganın ortasında duran taşın öfkesi gibidir,
eğilmez, bükülmez, yerinden oynamaz.
Yol uzun, yol sert.
Tutarlılık,
kırılmamış bir omurganın adıdır burada;
ya her adımın doğru olur
ya da hayat seni bir kenara fırlatır.
Çünkü yarım doğruların kokusu çürük yayar
bu karanlık sokaklara.
Ve ahlak,
kitap sayfalarına sığmaz;
gecenin ortasında kimse görmezken
insanı kendisiyle baş başa bırakan çıplak bir hesaptır.
O hesabı veremeyenlerin sözü çok olur,
ama yüzü hep kapalı.
Bir uğultu büyür sonra,
damarlarımızın içinden geçen bir soğuk gibi.
Adı belli: kaos.
Sınırda beklemez, içeri sızar;
dostu düşmanla karıştırır,
toprağın nabzını bozar.
Çünkü ülkemin üzerinde oynanan oyunlar
hiç bitmez
masanın altında hep başka bir el,
karanlığın ardında hep başka bir niyet vardır.
Ama bu toprak,
çok yangın gördü de yine küllerinden doğruldu.
Vatanperverlik dediğimiz o derin yangın,
kuru bir slogan değil burada;
göğsünü siper edenlerin teri,
toprağa düşenlerin son nefesidir.
Karanlık büyüse de, bilinir:
bir ülkenin kalbi kolay sökülmez yerinden.
Gecenin dibi varsa,
şafak da vardır;
ve biz o şafağın inadını taşıyoruz damarlarımızda.
Söz ağır,
ama gerçek ağırdır zaten.
Omuzda tarih,
ayakta mukavemet,
gözde bir çift isyan kıvılcımı…
Karanlık ne kadar çoğalırsa çoğalsın,
bu toprak yine de doğrulur;
çünkü bir milletin direnci
kimsenin kurduğu masadan değil,
kendi yüreğinin derin yerinden gelir.
Kayıt Tarihi : 29.11.2025 11:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!