kötülüğü kekelerken günün yayılması umutsuzluğunda
ölümü hecelemeyi göze alır ürkek kuşları son çocukluğunun
sakalları yaşlı bir aynanın karşısında kendini anlamsızlaştırırken
macerasızlığın kendini kötü ve önemsiz hissetmesi
şimdilerde anarşist bir savurganlığa mahkumlaşır
bütün savunmalar ara geçişlerde
çıplak ayaklı çocukluğumda
ağaçtan düşünce ağladığımsın
öyle masum öyle insan ve yürekli
ben senin için yollar düşledim
gökkuşaklı
gri yağmurları kucaklayan sarnıçlar gibi
dışarı çıkmak istemem içerimden
nisan serabısın acılarınla içimde
grilerin çizdiği yeşil bir dünya olmalı
kendi kendime uydurduğum turuncu sıcağı bir şarkı
saçlarının ortasında uçsuz bucaksız bir ovaya benzerken yüzün...
ağustos sabahlarına zifiri uyandık
gazete kupürlerinde ölüm haberlerimiz
rüyalarımızı sığdırmak istedik gerçeğe
mevsimsiz göçtük beklemedik didindik
gün yanıklarına gebe rüzgar değirmenleriyiz
bütün martıları izlemeyi bırakmıştım ki
deniz kaçtı gözüme
yalnızlığım rıhtımları tanıdı ya
sessizliğim kan revan
bir matah sandım temmuz sıcağını yenmeyi
mavide arandığım aptal teselliyle
tarumar dallarım budaklarım
okyanus suyunda penguen gülüşü dudağının bakışı
baktığın uzaklarda yakınım sana ne çok çoğul
yalnızlık çekip gidecek bir gün
ve biz yaşayacağız en son ayrılığımızı
tereddütsüz olmalı tebessüm aykırılığında derinliğinin
ucu ucuna yaşandı her şey
söz de yitti
bakışlarda kalır bu dem
çırıl çıplak bir ağlamakta...
öğlen sonu güneşinde seni özlemek
çünkü ehlileşmiş bir yabancıyım tanıdık bildik kentlerine soluğunun
çünkü nedensiz üstünü örttüğün küçük bir zaafım var kızgın hoyrat
niçinlerimi attım gözlerimin elverdiğince ufuksuz kuyusunda bakışlarının
rüzgarlarımda rüzgarlarınla üşümek bu mu söylesen diye ses ediyorum
yaşanmışlık bu mu üzüntülü edalarıyla jilet kesikleri yürekte derin kırılma
sevdiğin yıldız tozlarınca yolların kesişmişliğinde günbatışı gururudur sırat
ömrümü boşluğuna harcıyorum
sensiz bütün sevişmelerim detone
kendime olan saygım...
yüreğimdeki yalancı puttu yıktığım
sadece sen olduğunu dokunduğum herşeyin
söylediğimde doğru solfejli
çaldın gözyaşlarımı
aktım su gibi sevda çölüne
fır dönerdi içimi sana dökmemde acılar
sokak sokak ıslanırdı saçlarımız çocukça ağlamaksılı
aksak fırsatçılığında
aşkımızın yanında sığ kalan ölümün




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.