Kırık camlar üstünde yürüyor bir kız çocuğu,
Kesikler ta ruhuna kadar işlemiş biçarenin.
Korkuyor adım atmaktan, adımlarını karıştırmaktan;
Kalbi yaşından büyük sevgilerle dolu çocuğun.
Kurumasını günlerce dert ediniyor bir gülün,
Kahve gözleri ağlıyor safinaz bebeğinin kolu kopunca.
Küçük kalıyor aslında bu dertleri, gölgeler belirince kapıda;
Karşısında bağırıyor en sevdiği, en korktuğu... Ruhuna...
Kırmış istemeden bir bardağı, dökmüş halıya,
Kirpiklerinden kopup da akamıyor bile yaşı o an.
Kızarlar çünkü bir de ağlarsa, yaşı yanağından akarsa...
Küsmesinler diye topluyor pamuk camları minik parmaklarla;
Kanlar akıyor ama pamuklar kesmemiş elini küçük kızın,
Kalbinden damlıyor kanlar hoyratça sağa sola.
Koşup sığınıyor onu koruyan limanına, bir orada ağlıyor rahatça.
Kedileri izliyor içeriden, o hiç çıkamazmış ki küçüklüğünden beri evinden.
Konuşmayı da severmiş aslında, seherde sohbet edermiş kuşlarla;
Kapılar kapanınca anlatırken heyecanla, susmuş küçük kız sonra.
Kırlarda gezermiş, yeşili maviyi severmiş gönlünde çiçek açtırınca.
Küçük adımlar atınca yetişemezmiş babasına, hızlı yürür olmadı koşarmış;
Köyünden taşınmış, okula başlayacakmış, heyecanlanmış hiç uyumamış.
Koca binalardan, gürültülerden korkup kaçıp nihayet eve varmış;
Karşıdan geçerken karşıya, elini sadece kuşlar tutarmış.
Kolları o ağır çantasını tek taşır, düşüp dizleri acırmış;
Kötü sözler işitip ağlarmış küçük kız, annesi ağladığı için kızarmış.
Kardeşi bir gün okula başlamış, giderken çantasını babası taşımış;
Kimselere sezdirmeden, yük olmadan biraz büyümüş küçük kız.
Kalbi ilk defa böylesine yarılmış, limanı onu bırakıp denize karışmış;
Küsmüş her şeye, herkese; sarılmış limanı yerine koyduğu defterine.
Karalamış, yazmış, ağlamış; kimse de gelip bir kez sarılmamış.
Küle dönmüş yangını, senelerce yetim kalmış okşanmamış saçları;
Kalmış yarım, tamamlayamamış bundan sonra yaşamayı.
Kırk sene geçmiş, daha yaşamadan yirmi sene...
Kor alevler sarmışken dört bir yanını, bir ışık görmüş, uzatmış başını;
Kıtalar arasından kopup bir yağmur gelmiş, söndürmüş yangınını.
Karşısına geçip gülümsetmiş genç kızı; ilk defa o an
Küçük kız da gülmüş, seneler evvelinden dağılmış bulutları.
Kara duman çekilmiş, mavi gök gözlerine serilmiş;
Kıpır kıpır olmuş sevinci, dağları devirmiş.
Kuşlar yeniden ziyaretine gelmiş, sevmiş, sevinmiş;
Kapısı açılmış ruhunda, bir tohum filizlenmiş.
Korku da meğer yüreğine sinsice yer etmiş;
Küçük kız ağlamış yana yana, gitsin demiş genç kıza.
"Kor ateşimiz ya onu da yakarsa, saçarsa?" Basmış feryadı genç kız:
"Kayıp gidecek mi yani," demiş, "parıldayıp düşen yıldız gibi?"
Kaldıramaz ne o ne ben, mahveder bu fırtına bizi;
Kimse böyle sevmemişti hem beni, ona yapamam bu darbeyi!
Kırık camların üzerinde yürürken bulmuştu yine kendini,
Kafese atılmıştı can çekişen bir kuş gibi.
Kara kara düşündü, çıkamadı, boğuldu okyanusun içinden;
Kimseyi incitmek istemedi, dinledi küçük kızı, ayırdı yaprağı çiçekten.
Kana bulandı sözleri, kırdı istemeden; gitti sevdası, yandı ciğerden.
Küheylanlar bastı, dağladı yangınlarda kalan kalbini;
Kül etti sevip gönderdiği yiğidi.
Kirli, pas tutmuş demirlere yasladı yeniden kimsesizliğini;
Kör gecelerde hapsetti hem kendini hem körpe filizi.
Kırmızıya boyandı toprağı, gönlünün zemini;
Karanfili infilak etti, yurdundan oldu bahçeleri.
Kefaleti nasıl ödenir bilemedi, öldürdü yavaşça kendini;
Külfeti ağır oldu, taştı, asırlara karıştı özlemi.
Kafi olmadı her gece izlediği resmi, hayali;
Kahırlar sardı sinesini, yedi ziyan etti korkusu kalbini.
Kaldırdı ellerini, her gece, her an dua etti bitsin derdi;
Kameri gördüğünde gökte, utandı başını yere eğdi.
Katre de olsa avuç avuç umudu içti;
Kalbi dayanmaz artık sarmazsa o yiğit şefkatiyle.
Kim bilir, belki de kalır hep o dehlizde...
Küçük kız anlayacağınız yine yarım kalmış,
Kendini yine kendi yakmış...
İrem Akçay
Kayıt Tarihi : 13.07.2026 21:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!