MAVİ MAVİ:
İSTANBUL FISILTILARI
Soğuk bir ikindi vakti, İstanbul sokaklarındayım. Bu yılın bitmesine, yeni yılın gelmesine dört gün var. Yeni yılın gelişine mi, bu yılın gidişine mi bilmiyorum, ama daha bu günden sevinçler, kutlamalar başlamış. Oysa bir yılın bitmesi veya başlaması hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Takvimler kendi seyrinde yoluna devam ederken, kişi de kendi kaderini yaşıyordu hepsi bu... Acaba yeni yıl insanların isteklerine, dileklerine yer verecek mi? Kim bilir? Belki, yine de bir umut... Bunları düşünerek ilerliyordum gözlerime ilişen Arnavut kaldırımlarında, bir an kaldırım taşlarını dizen işçilerin boncuk boncuk terini hissettim ensemde…
Bozacılardan yükselen tarçın kokusu aklımı çeliyordu. Attığım adımlar beni bir bozacıya götürdü. İçerisi tıklım tıklım, oturmaya yer yoktu! Olsun, zaten oturmayacak, güneş olsun veya olmasın gün batımı saatinde rıhtımda olacak, İstanbul'u içime çekecektim. Tam geri dönüyordum ki:
-Kadifemsi, sıcak bir tonla:Bir dakika hanımefendi, diye bir ses duydum.
Sesin geldiği yöne doğru döndüm; elinde boza bardağı, üzerinde sarı leblebiler ve mahcubiyetini saklamaya gerek duymayan bir bey tüm kibarlığıyla karşımda duruyordu. Bardağı bana doğru uzattı ve konuşmaya başladı.
Hic uykum yok
Daha lafiniza karisacagim
Ortaligi dagitacagim
Televizyonu kapatacagim
Aycicegi resmi yapacagim daha