Mitlerin dar duvarlarında
sıkıştırılıyor insan;
evrim denilen genellemelerin
bitmeyen halkalarına
sığdırılıyor.
Taş Devri,
Tunç Devri,
Demir Devri...
Çağlar kurduk insanın önüne,
sonra o çağların içinde
aramaya başladık onu.
Oysa insan
bir çağın tesadüfü değildir.
Âdem’in yeryüzüne inişiyle
kalem de vardı,
söz de...
Bilginin ilk kıvılcımı da.
Biz kalemi susturduk,
taşı konuşturduk.
Bir çömleğin kırık ağzından
medeniyetin yaşını sorduk.
Sonra insanı
kendi gölgesinden çıkarıp
başka bir gölgenin içine
yerleştirdik.
Yaratılışın sırrını
maddenin sessizliğinde aradık.
Oysa Yaradan’ın kudreti
bir başlangıca bağlı değildi.
Varlık,
O’nun iradesinde
her an yeniden doğuyordu.
Her an var,
her an yok...
Âdem’i var eden kudret
insanı da
kendi iradesinin şahidi
kıldı.
İnsan;
yeryüzünde
yalnızca görünen bir beden değil,
görünmeyene açılan
bir sırdı.
Biz
görünen sebebe tutunduk.
O ise
sebeplerin ötesindeydi.
Bir nefes kadar yakın,
aklın sınırları kadar uzak...
Her şey
O’nun kudretiyle,
O’nun iradesiyle,
bilâ keyfiyet
varlık buldu.
Ve insanın sırrı
hangi çağdan çıktığında değil;
hangi iradenin
yeryüzündeki şahidi olduğunda
saklıydı.
Kayıt Tarihi : 8.09.2026 20:59:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!