içimizde bambaşka bir his
bambaşka bir heyecan
akşam yemeğinden sonra gecenin saatleri başlar
yürürüz gecenin bir arka sokağında gizlice
sabaha değin
gül bahçemin solmayan gülü gül kokunu özledim
sinemi aşkının sırrına muhatap kılmak isterim
hilali olur musun karanlık gecelerimin
salat -ü selam sıcaklığında
sensiz geçen bu soğuk mevsimlerde
gönül sürurum, manolyam
sonbahar sisli bulutlarıyla raks edip geçiyor ömrümüzden
eylül, hazan yapraklarını serpiyor üzerimize
nazlı bir sabahın koynunda ılık yağmurlar düşüyor gönlümüze
pusludur yüzü gecenin
yıldızları
sönerlerken bir-bir
yüreğin sıkışır cenderede
ne kadar hayal varsa içinde
kırar kapılarını fırlar dışarı
bir istasyonda unutulmuş ucu yanık mendil gibi
unutulmuş menkıbeler bırakıyorum her köşede
tren camından bir kentin görünümü kadar sımsıcak
karanlığın en koyulaştığı zamanlarda her şey darmadağın
gök, güneş, denizler yer değiştiriyor
hevesin bin bir rengine müptela hayatlarımız
bin bir arzu var yüreklerde
ezelden ebede akıp giden zamanın
her rengine
ayrı desenler çizilmiş
sıkılıyorum şu sıralar
için için bir bostan korkuluğuna dönüşen
menşei olmayan bir kaygım var
mütemadiyen yaptığım hataları da hesaba katarsak
yalan bile olsa hayata şerh düştüğüm
umut deryasında
sıkılıyorum şu sıralar
menşei olmayan bir kaygım var
soluduğum her hava ters yüz
işte, kan lekeleri gibi kızıl böğürtlenler masanın üzerinde
kızıl lambanın gölgesi duvarda izler yaratıyor
İnsan bu,
anın esiri ve geleceğin firarisi…
Hızlı adımlarının mesafesinde akıp giderken zaman,
bir ayak boyu zoruyla kat edilen yollara dönüşmesi,
gözün ve kulağın koca dünyayı hapsettiği enerjiden
bir tıkırtıyı bekler durumların hayatlara girmesi…
geçmişi...
birer hatıra mahfazası gibi severiz
onlarında canları vardır
sessiz bir hayatla yaşarlar
umduğumuz
rüya gördüğümüz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!