Katı haldeki bir özdeki belirmenin firen etkileri sağlam ve kuvvetli olmakla katı halin enerji akışları yani zamanları; adeta dururmuş gibi oluşla durgun akarlar. Katı hal düzlemli özdeksel davranışlar; demirden, cıva durumuna dek, çeşitli özellikli hal boyutlarının içinde olurlar.
Işık hızında akan enerji, ultra yüksek devingenlik içinde; görünmez olurlar. Özdek sıvı haldeyken sıvı durumun viskotesi (moleküler enerji akışlını) hayli ivmeli oluştan ötürü hızlı ya da, ağdalı durumların akışına dek çeşitlilikteki girişme ve giriştirmelerin kendi özelliklerini gösterirler.
Su akışlını sizi sürükleyip yüzdürürken; ağdalı olan bataklık akışlını sizi, çeker ve yutar. Bataklık kendi girişme yüzey olaylarının çoğunu yutmakla; giriştirmeyi kendi içindeki koşullarıyla belirlerler.
Üzerinde akım geçen tel bu akıma karşı direnç gösterir. Tel ve elektriğin elektronları arasında, direnç ile tel elektrik girişmesi, firen dediğimiz sürtünme olaylarını başlatırlar. Neden? Telin molekül hareketi tel içinde çok az yer değişir olmasıyla, yavaştır. Buna karşın elektrik; saniyede yüz binlerce kilometre hızla hareket eder.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta