İbrahim Balcı Şiirleri

89

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

İbrahim Balcı

Bir göçmen kuştur gönül,ne sahibidir kimsenin
Ne de meyillidir kulluğuna, ebediyyen birisinin
Şu bir bardak şarapta sadakat buldu ruhum
Sen ki ey Panelope,kadim bir sadık kulsun

Mümkün mü unutmak,kıskanmamak uçan kuştan

Devamını Oku
İbrahim Balcı

Muamma dolu adın, muhayyel yaşam sunar
Alır ki beni benden, çıkmaz sokaklar sarar
Bir başka alem verir, melankolik dünyama
Döndükçe elem verir, şu sefil yaşamıma

Duyamazsam sesini, hüzünle dolar içim

Devamını Oku
İbrahim Balcı

Nerde bülbülün bağı, hazanın dağı nerde
Bambaşka evrenlerde, buluşan gönüllerde
Bülbülün nağmesi yok, sılada kesik sesi
Hazanın neşesi yok, alır bensiz nefesi

Karayılan, boz doğan, yaşamında yeri var

Devamını Oku
İbrahim Balcı

Çabalasan da ne denli
Söylesen de ısrarla
Bir kopyam olduğunu
Dejenere olmuş bir ben sadece
Aksim sendeki

Devamını Oku
İbrahim Balcı

Orta Asya Şamani Toplulukları Üzerine Notlar 1


‘BOYNUZ’ ve bu terimden kaynaklanan türevleri ile karşılaşmıyan var mıdır aranızda,günlük yaşamında.Bıyık altından sırıtmalara yol açan,üzerine sindiği adamın karartan hayatını,acaba kaç niteleme vardır,’boynuzlu’ kadar etkili?

Merak ettiniz mi hiç,nedir bu terimin kökeni? Nerededir kaynakları?

Devamını Oku
İbrahim Balcı

Osmanlının Batıyı tanıma ve anlama gereksinimi duyması, çaresizliğinin ayırdına varmasıyla koşut gelişir.Osmanlı için Batıyı tanımaya ve anlamaya çalışmak,savaş alanlarındaki yenilgilerin furyaya dönüşmesiyle gündeme gelir.Neden yeniliyoruz,sorusunun cevabı önceleri kullanılan silahlarda,giderek ordunun örgütlenmesinde bulunmaya çalışılır.Osmanlı yarı sömürgeleşme sürecinde ilerler ve batı tarzı yaşam daha çok aydın tarafından tanındıkça cevap olarak devlet-tebaa arasındaki ilişkilerde aranır cevap.Sorunun doğru yanıtı ancak,19. yy’ın sonlarında düşer usa.özgürleşen akıl,bilimsel buluş ve keşifler,ticaretle oluşan sermaye,sermayenin ihtiyaç duyduğu kanun ile sınırlanmış merkezi yönetim,tekdüze hukuk sistemi ve tali sınırların ortadan kalkması,bu gelişmelerle bir potada eriyen,grup,katman etnisitelerin oluşturduğu uluslar.Bilimsel buluşlar ve sermayenin bir araya gelmesiyle gelişen teknolojinin üretimde kullanılması,sanayinin ortaya çıkması,daha iyi yaşam koşulları nedeniyle kitlelerin kentlere yığılması ulus potasındaki çorbanın koyulaşmasına katkıda bulunur. Dediğimiz gibi,Osmanlı aydını bu gelişmelerin ayırdına ancak,bu gelişmelerden kaynaklanan esinlenen geç uluslar, ülkesini kemire kemire neredeyse yok ettikten sonra varır. Ama bunun ayırdına varamayanlar da mevcuttur. Birtakım Osmanlı aydını da sorunun cevabı olarak,islamdan,asr-ı saadet dönemindeki islam anlayışından uzaklaşmayı görür/gösterir. Türk siyasal yaşamında bu iki akım,yani batıyı anlamaya,tanımaya çalışanlar,batının değerlerini evrensel değer olarak kabul eden ve ülkenin geleceğinin batıda olduğuna inananlar ile sorunun,islamdan ayrılmak olduğuna inananlar 100 yy önce olduğu gibi günümüzde de Türk siyasi hayatında iki ana yönelimi temsil ederler.bu ayırımın klasik sağ/sol ayırımı ile örtüşmediğini görebilirsiniz. Zira,marksizmin türevlerinden tutun,Turancılığa kadar uzanan sol,orta, muhafazakar, milliyetçi çizgilerin tümünün kökeninde batı ve batıdan kaynaklanan siyasi akımlar varken,genellikle şeriatçı olarak nitelenen akım geleceğini doğuda arar ve düşünsel kaynakları da doğudadır. İçinde bulunduğumuz dönemde ise AB yanlılığı/karşıtlığı temelinde,yukarıda işaret etmeye çalıştığımız iki siyasi yönelimde dikkat çekici bir hareketlilik söz konusu.AB karşıt cepheye dikkatinizi çekmek istiyorum.radikal milliyetçiler,islamcılar (yoksa Arap milliyetçileri mi demeliydim?) ,ulusalcı solcular(ne denli tutarlı oldukları kendilerini tanımladıkları kelimelerden belli değil mi?) ve de marksizm’in maocu yorumcuları.Ne dersiniz,işkembeli,karidesli,tahin helvalı,kremalı balık çorbasını oluşturan bu unsurlara biraz daha yakından bakalım mı? ve bu arada bu unsurların,ülkemizin hangi sınıf,grup,çıkar çevresinin vb.(ne derseniz deyin) kaygılarını,çıkarlarını,özlemlerini dile getirdiklerini,kimlerin ‘ideolojik’ sözcülüğünü üstlendiklerini görmeye çalışalım mı? Radikal milliyetçiler diye tanımladıklarımız hakkında çok da söylenecek söz yok doğrusu.onlar bizim ‘geç ulusallaşma’mızın ‘geç milliyetçileri’dir.açıkça söyleyemeselar de,türk milletinin,milletlerarası sömürü yarışında geç kaldığına,haksızlığı uğradığına inanırlar onlara göre Türkiye,öncelikle Kıbrıs,Kerkük,Musul,Batı Trakya gibi Türk varlığının kısmi de olsa varlığını koruduğu yerlerden başlamak üzere giderek genişleyen dalgalar halinde kendisine etki alanları giderek yaşam alanları yaratmalıdır.çünkü,tarih o’na bu hakkı vermiştir.AB’ye katılmak ise Türk milletini atalete sürükleyecektir. İslamcılık görüntüsü altında Arapçılık,Arap milliyetçiliği yapan güruh hakkında ne söylenebilir ki.iç politika,dış politika,ekonomiye bakışları her konuda ama her konuda ülkemizin gerici Arap rejimlerine yaklaşması,yamanması için ileri sürerler bütün tezlerini.Mülklerinin Türkiye gibi bir demokrasiye dönüşmesinden ürken kralların,şeyhlerin Türkiye’yi kendi mülklerine benzetme amacıyla, ulufe olarak dağıttıkları petrodolarlardan sebeplenmişlerdir ve hala da sebeplenmektedirler.Bu petrodolarlar ile oluşturulan resmi/gayriresmi islamcı eğitim kurumlarında yetiştirilen İslamcı militanlar,geçmişte Arap nasyonalizmi adına bu ülkede kitlesel katliamlara girişmişlerdir ve korkarım bu girişimler son bulmamıştır.(islam enternasyonalizminin gerçekte Arap nasyonalizminden başka bir şey olmadığına,olamayacağına inanıyorum.) Gelelim ulusal solcularımıza,sıkı birer Atatürkçü,giderek Kemalist olduklarına inanırlar.Bu iki kavram arasındaki farklılığı bir başka yazıya bırakalım.Türkiye’de tek parti döneminde giderek bir ideolojiye dönüşen/dönüştürülen Kemalizm’in, çağdaş bir demokrasi ile bağdaşabileceğine inanan kimse var mı? Kemalizm’in bir aydınlanma ideolojisi olduğu doğrudur da,tek doğru bu saptama değildir.Evet,Kemalizm totaliter bir ideoloji değildir,fakat otoriter bir ideolojidir.cumhuriyet,aydınlanmacı felsefesiyle cumhuru aydınlatacak,olgunlaştıracak ve ancak ondan sonra demokrasiye geçilecektir,geçilmesi gerekir.bu açılımıyla Kemalist, toplumsal değişim ve dönüşümü neredeyse salt eğitime bağlar.eğitimli grup olarak,cumhurun yeterince eğitilip eğitilmediğine,olgunlaşıp olgunlaşmadığına karar verecek olan da kendisidir zaten.Dış dinamiklerin etkisiyle çok partili siyasi sisteme geçiş ve giderek genişleyen demokratik açılımlar, Kemalist’in perspektifini değiştirmiş midir? Korkarım hayır.bu olguyu,her genel,yerel seçim ertesinde Kemalistlerin yaptıkları yorumlarda sezebilirsiniz. Onlara göre Sol’un,Kemalistlerin seçimi yitirmelerinin sebebi,halkın bilinçsizliği,eğitimsizliği değil midir? böylece Kemalist kendisini ve ideolojisini durmaksızın yineler,yeniden yaratır,ululaştırır.özeleştiri mi,haydi canım sen de. Ya şu bizim kendini marksist sanan köylü değerlerine hayran Maocumuza ne demeli.Hala farkında olmaması mümkün mü,Çin devriminin nihai olarak bir küçük burjuva devrimi olduğu ve tıpkı Rus devrimi gibi asıl mecrasına dönmekte olduğunun.Küçük burjuva ve devrim sözcüklerinin bir araya gelemeyeceğini mi söylüyorsunuz.Sizce,Türk ulusalcılığı kimin eseridir beyler? Lütfen SSCB ve ÇHC tarihini bir kez de bu açıdan okuyun.Göreceksiniz ki,aslında bu süreçler uluslaşma sürecidir.Sanayi devrimi ve uluslaşma süreci batıda atbaşı yürür ve 19. yy dünya tarihine damgasını vururken,20.yy sanayi devrimiyle birlikte uluslaşma sürecinde de geç kalan halkların yüzyılıdır.Ama sorun,bu ülkelerde yığınları arkalarına alacak,onlara önderlik edecek bir burjuvazinin yeterince güçlü olmamasıdır.Burjuvazinin beceremediğini,marksist,leninist,stalinist,maoistler becerir.Hem sanayi devrimini gerçekleştirirler ülkelerinde hem de eski düzenin efendilerini fiziksel ve de ideolojik olarak ortadan kaldırırlar.Tabii ki,salt eski düzenin efendileri değil onlarla birlikte köylülük de kaldırılır ortadan,boyun eğiciliği,kaderciliği,durağanlığı ile birlikte.Ya bizim maocumuz görür mü bunları? Hayır.Ona göre Marks / Engels yanılmışlardır,sosyalist devrimin sanayi devrimini tamamlamaktan öte olgunlaşmış kapitalist ülkelerde iç çelişkilerin aşılamayacağı sonucunda gerçekleşeceğini öngörmekle.Sanır ki,Çin örneğinde de görüldüğü üzere sanayi devrimini gerçekleştirememiş ülkelerde devrim,köylerden kentlere yürüyecektir.İyi ama nerede kaldı diyalektik,nerede kaldı diyalektik materyalizm.Yoksa şu bizim maocu, ’aslolan eylemdir,fikir,düşünce(ideoloji) eylemden sonra gelir ve eylemin yönüne,sonuçlarına göre oluşur’ diyenlerden olmasın? Peki nedir bu çorbayı oluşturan,aralarındaki onca karşıtlığa rağmen AB karşıtlığında buluşturan bunları.AB üyesi bir Türkiye’nin çağdaş demokrasiyi oturtacağı,yaşam standartlarının değişeceği,din ve etnisitenin -en azından bugünkü-anlamını yitireceği,dünya ile daha barışık bir ülke olacağı açık değil midir? Peki bu ülkede sizce,çorbayı oluşturan bu ideolojilerin yaşama şansı olabilir mi? Şimdi,olayı bir başka açıdan ele almaya çalışalım.Çorbadaki bu ideolojilerin başka ne gibi ortak paydaları olabilir? AB karşıtlığını bir ideoloji olarak kabul edersek eğer,bu ideolojinin bir toplumsal tabanı var mıdır? Hangi sınıf,grup,tabaka(ne derseniz deyin) ’nın kaygıları,özlemleri,istekleri,talepleri dile gelmektedir,sonuç olarak? Yanıtı birlikte verelim.Türkiye’nin AB üyeliğinden zarar görecek olanlar,en azından öyle sananlar.Türkiye yaklaşık 25 yıldan bu yana oldukça sancılı yeni bir dönem yaşamaktadır.Bu dönemi sanayi devriminin 2.atılımı olarak nitelemek yanlış olmaz sanırım.Anadolu’da giderek yükselen atılımlara dikkatinizi çekerim.Adına ister milli sermaye deyin,isterseniz yeşil sermaye, temelinde ticaret olan bir sermaye birikimi vardır ve giderek hızlanan bir biçimde sanayiye kaymaktadır.Ancak bu yeni yükselen sermayedarların henüz dünya klasmanına çıkacak güçleri yoktur (en azından öyle sanmaktadırlar) ve kendilerini korunmaya muhtaç hissetmektedirler.Kökenleri ticarete,esnaflığa dayanmaktadır ve yeterince sermaye gücüne sahip olmamaları yanında köklerini aldıkları ticaret erbabının tüm karakteristiklerini de hala korumaktadırlar.Dünyaya bakışlarında tutucu,hayata bakışlarında hazcı,dine bakışlarında gerici,ekonomiye bakışlarında çıkarcılıklarını hemen teşhis edebilirsiniz.Bu yeni yükselen grup bırakın AB’yi, gümrük birliğine de karşıdır,IMF’ye de.19. yy’ın vahşi kapitalizmini yaşamak ve yaşatmak ister.Bakın bu grubun çalıştırdığı sanayi tesislerine,kaçında arıtma tesisi vardır,var olanların kaçında tesisler çalıştırılmaktadır,kaçı göstermeliktir.tesislerin kaçında işçi sendikası vardır,sendikayı bırakın çalışanların kaçı sigortalıdır,kaçı ücretli hafta tatili ve yıllık izin kullanabilmektedir.Kaçı,günde 12 saat çalışmakla beraber fazla mesai ücreti alabilmektedir? Bu şirketlerin kaçı,çalışanlarından kestikleri sigorta primlerini SSK’na ödemekte,kaçı işçilerin ücretlerinden kestikleri gelir vergilerini vergi dairelerine yatırmaktadır? Bu soruları uzatmak mümkündür ve ne yazık ki,olumlu yanıt çok azdır.Türkiye’nin yeni sanayicileri sermaye birikimlerini vahşi kapitalizmin ilkeleriyle sağlamaktadır. Yahu korkmayın esnaf kafalı yeni kapitalistler,çevreyi yok ederken gösterdiğiniz gözüpeklik,çalışanlarınız ve tüketicilerinizin sağlıkları konusundaki vurdumduymazlık,çalışanlarınız ve devletinizden çalıp çırparken sergilediğiniz yüzsüzlük oldukça sizinle hangi dünya devi aşık atabilir ki? Arkadaşlar,bu yazı deneme niteliğinde bir yazıdır ve yazarının olguları anlama,anlamlandırma çabalarının bir ürünüdür.Tartışmaya katılmanız bendenizi mutlu eder.Rus ve Çin devrimlerinin nitelikleri konusunda ileri sürülen görüşler-eğer yanılmıyorsam-ilk kez dile getirilmekte olup patenti tümüyle yazara aittir.(bu pasajı yazdığım için lütfen beni mazur görün.TERÖR ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ başlıklı yazımdaki görüşlerin,tezlerin çalınıp çok satan gazetelerin köşe yazıları ve araştırma yazılarında başkalarının imzasıyla arz-endam etmelerinden sonra,korkarım yeni bir tez içeren her yazıma buna benzer pasajlar eklemek zorundayım.) Son bir söz daha.AB yanlısı ya da AB karşıtı olabilirsiniz. Neyi savunursanız savunun,savınızı destekleyecek analizleriniz olsun.muarızlarınız salt ’vatan haini’,’demokrasi düşmanı’ vb. sıfatlarla suçlamak sizi haklı kılmaz.Olsa olsa entelektüel/bilimsel dünyanızın ne denli sığ olduğunu gösterir.Bu son pasajda yazılanların amacının sizi kırmak olmadığını hatırlatırım Saygılar sunarım Hoşçakalın

Devamını Oku
İbrahim Balcı

Acıyı acıyı çekip içime
Yıllardır
Nasıl kanıksadımsa bulamadığım varlığını bile
Yine öyle içselleştireceğim
Yitirdiğimi de

Devamını Oku
İbrahim Balcı

Dinliyorum Şehrazat
Dinledikçe seni
Kayboluyorum labirentlerinde beynimin
Geçmek mümkün değil ki
Köprüsünden Dumrul’un

Devamını Oku