Her cefâ bir lütf imiş
Aşkın derdiyle hemhâl olan gönüller için beşer mısralık bir "Muhammes" olarak kaleme alınmıştır.
Vezin: Fâ'ilâtün / Fâ'ilâtün / Fâ'ilâtün / Fâ'ilün
Yansun âteşlerle can, bî-kes ü nâlân olmasun yâ Râb
Gözlerimden akmayan hûn-ı dil, ummân olmasun yâ Râb
Aşk elinden çekdiğim bin dert, hîç dermân olmasun yâ Râb
"Benüm tek hîç kim zâr ü perîşân olmasun yâ Râb"
"Esîr-i derd-i ışk u dâg-ı hicrân olmasun yâ Râb"
Bir kadeh sun sâkiyâ, meyhâne-i aşk içre nûr olsun
Zâhidin fikri hebâ, uşşâk olan dâim sürûr olsun
Her nefes sînemde bin yâre açan ol gamze dûr olsun
Cefâsı kalbe şifâ, lutfu benden her dem hûr olsun
"Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasun yâ Râb"
Tîğ-ı gamla doğrasun bağrım o şâh-ı nâzenîn cânâ
Katlimiz fermân iden bir çift gözü fettân imiş gûyâ
Râzıyım ben her belâya, dökse de kanım o gül-rânâ
Yeter ki korku düşmesin o hâtıra, kalmasun tenhâ
"Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasun yâ Râb"
Bî-vefâ bir serv-i kaddün peyk-i nâzı gelmesün
Ağlasun cânım, gözümden gayrı yaşlar silmesün
Ehl-i dünyâ bu melâmet sırrını hîç bilmesün
Ten yanup kül olsa da rûh şâd olup hîç ölmesün
"Çıhan olsun dil-i mecrûh peykân olmasun yâ Râb"
Gün yüzün gördükçe âlem, nûra gark olmuş sanur
Zülf-i şeb-rengin hayâliyle gönül nâra yanur
Aşk u derdi bilmeyen gafil, cihânı mülk sanur
Her cefâ bir lütf imiş, her bir keder bin şân olur
"Cefâsına had ü cevrine pâyân olmasun yâ Râb"
Dem-â-dem sînemde mahfuzdur o dilber yâresi
Yoktur uşşâkın bu fâni mülkte gayrı çâresi
Zikrimiz yâ hûdur ancak, kalbin altun pâresi
Kimseden ummam medet, aşkın budur emmâresi
"Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasun yâ Râb"
Öyle bir sultâna bend oldum ki mülkü lâ-mekân
Tâcı nûr u lütfu nûr, her emri dilden bin nişân
Zulmü olsa adl-i mutlak, kahrı can içre imân
Cân u dilden râzıyım, olsun yolunda hânümân
"Gönül tahtına andan özge sultân olmasun yâ Râb"
Bunca derdi çekmeğe kâdir kılan ol Rabbime
Aşkını nakşeyledi her nefesimde kalbime
Vuslatı neyler bu âşık, yâr yeter gurbetime
Hamd u sena eylerim her dem bu şanlı bahtıma
"Benüm tek hîç kim zâr ü perîşân olmasun yâ Râb"
Redferî’yim, kâse-i çeşmim dâim kan ile dolur
Yâr kapısında bu cânım savrulan bir kül olur
Gülşeni neyler gönül, yârin dikeni gül olur
Son nefeste tek ricâm dilde bu feryâd kalur
"Gönül tahtına andan özge sultân olmasun yâ Râb"
Sînemi yaksa tazarru, her soluk bir âh olur
Aşk yolunda baş veren her bir gedâ şâh olur
Bende-i aşk olmayan râh-ı hak'ta güm-râh olur
Râz-ı aşkı saklayan mahşer günü âgâh olur
"Esîr-i derd-i ışk u dâg-ı hicrân olmasun yâ Râb"
redfer
Şiirin Günümüz Türkçesiyle Açıklaması
I. Bent: Ey Rabbim! Canım aşk ateşleriyle yansın ama kimsesiz kalıp çaresizce inlemesin. Gönlümün kanı gözlerimden aksın ki içimde birikip deniz olmasın. Aşkın elinden çektiğim binlerce dert kalsın, onlara şifa aranmasın. Benim gibi hiç kimse aşk yüzünden perişan olmasın; kimse aşk derdinin esiri ve ayrılık yarasının kurbanı olmasın.
II. Bent: Ey sâki! Aşk meyhanesinde bize öyle bir kadeh sun ki her yer nurla dolsun. Dünyayı ve ibadeti sadece şekil sanan zâhidin fikri boşa çıksın; aşık olanlar her zaman (bu manevi sarhoşlukla) mutlu olsun. Sevgilinin her nefeste kalbimde bin yara açan o yan bakışı benden uzaklaşmasın. Onun cefası kalbime şifadır, lütfu ise benden hep uzak olsun (ki aşkım azalmasın). Bir müslüman, (sevgili gibi) insafsız putların esiri olmasın Allah'ım.
III. Bent: O nazlı sevgili, gönlümü dert kılıcıyla doğrasın; duyduğuma göre o fitneci gözleri benim katledilmem için planlar yapıyormuş. O ay yüzlü güzel kanımı dökse bile ben her türlü belaya razıyım. Tek derdim şudur ki; o ay yüzlü sevgili beni öldürme düşüncesinden (merhamet edip de) pişman olmasın.
IV. Bent: O vefasız ve selvi boylu sevgilinin naz elçisi kapıma gelmesin; canım ağlasın ama gözyaşlarımı benden başka kimse silmesin. Dünya ehli, bizim bu kınanmışlık ve aşk sırrımızı asla bilmesin. Bedenim yanıp kül olsa da ruhum bu aşkla şâd olup ölmesin. Eğer o sevgilinin oklarını bedenimden çekip çıkarmak isterlerse; çıkan şey yaralı kalbim olsun, okun ucu kalbimde kalsın.
V. Bent: Dünya onun yüzünü gördüğünde her yerin nura boğulduğunu sanır. Gönül ise onun gece renkli saçlarının hayaliyle ateşlere yanar. Aşkı ve derdi bilmeyen cahiller dünyayı gerçek bir mülk sanır; halbuki aşık için her eziyet bir lütuf, her keder büyük bir şereftir. Onun eziyetinin sınırı, zulmünün ise sonu olmasın yâ Rab.
VI. Bent: O sevgilinin açtığı yara her an kalbimde saklıdır; aşıkların bu geçici dünyada aşktan başka çaresi yoktur. Tek zikrimiz "O" (Allah) dur; kalbimizin tek değerli parçası budur. Kimseden yardım beklemem, aşkın en büyük alameti budur. Bir müslüman, bu insafsız güzellerin esiri olmasın.
VII. Bent: Öyle bir sultana (Allah'a/Hakiki Sevgiliye) bağlandım ki onun mülkü mekandan münezzehtir. Tacı da lütfu da nurdur; her emri gönülde bir iz bırakır. Onun zulmü (imtihanı) en büyük adalettir, kahrı ise can içindeki imandır. Onun yolunda her şeyimi feda etmeye canı gönülden razıyım. Gönül tahtına ondan başka sultan gelmesin.
VIII. Bent: Beni bunca aşk derdini çekmeye muktedir kılan Rabbime hamdolsun; O, aşkını her nefesimde kalbime nakşetti. Sevgiliye kavuşmayı bu aşık neylesin? Onun verdiği gurbet acısı bana yeter. Bu şanlı kaderim için her an Allah'a şükürler ederim. Benim gibi hiç kimse böyle (mukaddes bir dertle) perişan olmasın.
IX. Bent: Ben Redferî'yim; göz çukurum daima kanlı yaşlarla dolar. Sevgilinin kapısında bu canım savrulan bir kül haline gelir. Gönül artık gül bahçesini neylesin? Sevgilinin dikeni benim için gül olur. Son nefesimde tek isteğim, dilimde şu duanın kalmasıdır: Gönül tahtına ondan başka sultan gelmesin yâ Rab.
X. Bent: Yalvarışlarım sinemi yaksa da her nefesim bir feryat olur. Aşk yolunda canını/başını veren her fakir, aslında gerçek bir padişah olur. Aşkın kulu olmayanlar, hak yolunda yolunu şaşırmış sayılır. Aşkın sırrını dünyada saklayanlar, mahşer günü gerçeği apaçık göreceklerdir. Kimse aşk derdinin ve ayrılık yarasının esiri olmasın.
Bu eser, klasik Türk edebiyatının en zorlu ve teknik beceri isteyen nazım şekillerinden biri olan Muhammes (beşer mısralık bentlerden oluşan şiir) türünün günümüzde kaleme alınmış seçkin bir örneğidir. Bu derin, melankolik ve bir o kadar da teslimiyet dolu aşk estetiğini modern bir ruhla harmanlamaktı
Şiirin yapısı, muhtevası ve edebi kıymeti üzerine detaylı analiz aşağıdadır:
1. Biçimsel ve Yapısal Analiz (Nazım Tekniği)
Nazım Şekli: 10 bentten oluşan bir Muhammes'tir. Her bent beşer mısradır.
Vezin: Şiir, aruz vezninin en akıcı ve lirik kalıplarından biri olan Vezin: Fâ'ilâtün / Fâ'ilâtün / Fâ'ilâtün / Fâ'ilün kalıbıyla yazılmıştır. Bu vezin, "aşk derdini" anlatmak için edebiyatımızda en çok tercih edilen ritimlerden biridir.
Mahlas Kullanımı: IX. Bente şairin Redferî mahlasını kullandığını görüyoruz. Bu, geleneğe tam sadakati simgeler.
2. Muhteva ve Tematik Analiz (Gönül İklimi)
Şiir, adından da anlaşılacağı üzere bir "Şâheser-i Aşk" portresi çizer. Ancak buradaki aşk, beşeri sınırları aşan, acıdan beslenen ve sonunda "mutlak varlığa" (fenâ) ulaşmayı hedefleyen bir aşktır.
Aşkın Acısıyla Şifâ Bulma: Şair, klasik ekolün "dertten zevk alma" felsefesini savunur. I. bentteki "hiç dermân olmasun yâ Râb" yakarışı, dermanın bizzat dertte gizli olduğu inancını vurgular.
Zâhid ve Âşık Çatışması: II. bentte klasik edebiyatın değişmez teması olan "Zâhid" (şekilci dindar) ile "Âşık" (hakikat ehli) karşılaştırması yapılır. Zâhidin fikri "hebâ" iken, âşık olanın "sürûr" içinde olması bir tezatla verilir.
Melâmet ve Teslimiyet: IV. ve VI. bentlerde "melâmet" (kınanma) sırrına değinilir. Dünyalık kişilerin anlamadığı bu sır, dışarıdan perişan görünen aşığın içeride bir "şâh" olduğudur.
Tasavvufi Derinlik: VII. bentte aşk, bir hükümdarlık (sultânlık) metaforuyla anlatılır. "Lâ-mekân" (mekânsızlık) ve "adl-i mutlak" kavramları, şiiri beşeri aşktan ilahi aşkın kapısına taşır.
3. Edebi Kıymet ve Üslup
Bu şiir, sadece bir taklit değil, bir duyuş ortaklığıdır.
Dil ve Üslup: Şiirde kullanılan dil, Osmanlı Türkçesinin zengin kelime dağarcığını (şeb-reng, tîğ-ı gam, peyk-i nâz) muhafaza ederken, günümüz estetiğine hitap eden bir akıcılığa sahiptir.
İmge Dünyası: "Kâse-i çeşm" (göz çanağı) imgesiyle kanlı yaşların dolması, "zülf-i şeb-reng" (gece renkli saç) ile karanlık ve yanışın anlatılması, Divan şiirinin imge dünyasına ne kadar sadık kalındığını kanıtlar.
Dua ve Yakarsış (Münâcat Çeşnisi): Her bendin "yâ Râb" nidasıyla bitmesi, şiire bir nevi lirik bir dua kimliği kazandırmıştır. Bu da okuyucuda mistik bir huşu uyandırır.
Özetle: Redferî’nin bu Muhammes’i, Fuzûlî’nin "Aşk imiş her ne var âlemde" düsturunu 21. yüzyıla taşıyan, teknik hatasızlığı ve duygusal yoğunluğu ile edebi değeri yüksek bir eserdir.
İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 12.3.2026 00:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!