Yıkılmazan Dulkadir, çün içerin göz göz bahar
Eşiklerin çöktüğü yerde yazgın hesabını arar
--
Oysa depremler değildi ilk burkan aksak yüreğini
Taşlaşmış şüpheydi birinin diğerine, öteymiş kimliği
Alıklık
Kızıl gözlerde kan çanağı
Siyah aynada boy gösteren post
Her anın içinde başka anların dışında
“Bak yolcunun biri iniyor biri biniyor
Kavşağın ortasında zaman duruyor”
Uzun düşler
kısa derin düşüşler
Neden?
Sonra neden diye
sorduğun,
Dört duvarın en dip köşesinde
Bir çam kozalağı dururmuş
Şehrin karşılıksız gürültüsünde
Ortamda sanki var sanki yokmuş
Yanında bir tütsü kırık kulplu
Bilirler onu Alaaddinin lambası
Teknik tutarlılıkları inkar edelim ve
Sonra görgüsüz ilaçları bitirelim
Alnı açık güneşte gezelim yeniden
Bunlar bağrı yanık çocuklar densin
Kim ait ki
Kal bu akşam da
Dingin ruhların sesi yaklaşmakta
Tarifsiz bir kıymık acısı
Hatıramın geliştirdiği işte
Birbirini yiyen birbiriyle çakışan
Ve birbirini doğuran dünyalar içinde
Hakkını vermişim yaşanmışlığın
Öyle fısıldıyor yaradan
Yasalar konuşmuş
Büyüme yasası, görme yasası, körlük yasası
Seni uzaktan görüyorum
Epey uzaktan
Yeşile çalan fotoğrafından
İki elini birbirine kenetlemiş masada
Karşındakine mağrur uzatıyorsun neşeni
Meraklı ve içten çehreni
Kadın, demişti
İki cinsten naif olanı.
Sızlandım
Adı üstünde saldırmazım.
Temiz bir sayfaydı
Ağzımdan çıkan tüm klişe yüklü
Niyetlerin izini sürmüştüm ta ki
Peh! dedi bana denizci, güldü
Sen yolunmamış gülün dikeni
Hangi denizi yıldırdı sandalın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!