Şamdan mı kaysınız, Yoksa ruhunuz mu alevdar? Yoksa anlatabilmek mi seni sarı saçlı küçük kız çocuklarına? Mezhep güruhu huzurdan, lale devriliyor Tercüman-ı Ahval’inden devirlere. Âlem bekler mi kusura mübalağa? Âla, âla ve hâlâ âla... Kimden ördük, kimden gördük; biz sizin gibi şaşkın ve kibirli mi göründük? Çekilmezim girdaplarında, Aşka küskün, çekingen, korkak bir yüzüm. Hep terk edilişlerin üstüne gördüm Ve hep ayrılıklar üstüne portmanto kabareler örttüm. Ve bu hâle düşen sakınır mı ölümden? Yaşadım, yaşadıkça gördüm. Bunca sinema oynarken hem de, ben yalnızlık üstüne kasvet koyup perdelerde boğuldum ki... Bu; yedi iklim, dört mevsim doğrulduğumuz sandalye üstünden demek sana seslenmem. Yedi düvel ve yedi ana demek sana devrilmem. Devrilmem! Yürek ala, hâlâ sana devrilmem. Şaşkın ve kibirli mi göründük? Hâlâ aynı sesim ve tevazu üstünde gölgem. Varlığım bir dem; Üstünü seyretsem Ne kalır ki benden? Sesin çıkar huzura mübalağa, Âla, âla ve hâlâ âla... Yüzün kusuru örtmüş yüreğim, Hâlâ âla mı sana? Yapma. Kesiklikler üstüne koysam eder mi bir bütün; dün ile bugün? Üstüne koydukça çoğalır mı hüzün? Uzaklaşmam gereken bir bütün... Dünyayı gördüm. Ve şimdi materyalleri arayan ruhlarımızın üstüne bir nesne gibi vücutlarımızı koydum. Koydukça çoğalır mı bir bütün? Dedim ya, dünyayı gördüm.
Duhan KeskinKayıt Tarihi : 1.11.2026 01:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!