Hakikati aradım önce göğün derinliğinde,
Yıldızların suskun dilinde,
Zamanın eskitemediği nice kitabın tozlu sayfalarında...
Ne çok kapılar çaldım,
Sayısız düşüncenin eşiğinde bekledim.
Her cevap yeni bir soru doğurdu içimde,
Her öğrendiğim bilmediklerimin uçsuz bucaksızlığını gösterdi.
Sonra sustum...
İnsan, kendi nefsinin karanlığını tanımadan
Hangi ışığın peşine düşebilirdi?
Kibrini hakikat sanan bir gönül,
Hangi aynada kendini tanıyabilirdi?
Belki de hakikat, bir perdenin ardında değil,
O perdeyi dokuyan ellerdeydi.
Anladım ki insan,
Kendi benliğinin duvarlarını aşabildiğinde
Varlığın sessiz çağrısını duyacaktı.
Bir damla, denize karışınca
Kaybolur muydu, yoksa özüne mi kavuşurdu?
İnsan da kendi hiçliğini idrak edince
Varlığın sırrına biraz daha yaklaşmaz mıydı?
Ey Seğmenoğlu!
Evrenin sırlarını okumadan önce
Kendi gönlünün harflerini çöz.
Çünkü nice ilim vardır,
Sahibini hikmete ulaştırmayan…
Hakikat yalnızca bilmek değildir;
Bildiğinle arınmak,
Anladığınla olgunlaşmak,
Sevdiğinle güzelleşmektir.
Evet, ömrümüz boyunca aradığımız o büyük sır,
Ne uzak yıldızlardadır
Ne de zamanın ötesinde saklı...
Bir seccadeye dökülen gözyaşında,
Nefsinin zincirlerini kırıp
Kendini arayan insanı beklemektedir.
Çünkü hakikate giden yol,
İnsanın kendinden başlamaktadır.
Dr. Osman Akçay (Seğmenoğlu)
Kayıt Tarihi : 4.11.2026 11:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)