Bir fotoğrafta kaldın sanıyordum önce,
Zamanla silinir, dedim, unuturum.
Ama anladım…
Sen silinmedin, sadece içime daha derin kazındın.
Gidişin sessizdi belki,
Soma’nın tozlu sokaklarında bir topun peşinden koşarken,
Ne sen vardın aklımda, ne hayatın bu kadar acımasız olduğundan haberdardım...
Bir bakışla tanıştık, bir selamla ısındık,
Ve farkında bile olmadan, seni tanımadan önce eksik olan yanımı sende buldum...
Çocuk kalbimle sandım ki, bu dünya artık benim için daha yaşanır,
Kimse hazırlamadı bizi bu kadar bilinmezle dolu sabahlara,
Ellerimizde planlar vardı ama dünya, planlardan çok daha hızlıydı.
Bize “gelecek” dediler — sanki elimizi uzatsak tutacak gibiydik,
Ama biz, hayalleri uygulamalara çarparken öğrendik kırılmayı.
"Sen ne olmak istiyorsun?" dediler,
Kimse duymadı beni sen giderken,
Oysa ben, içimden bağırdım… bağıra bağıra.
Kulağımda çınladı susuşun,
Öyle sessizdin ki, ölsem fark etmezdin.
Bu sabah da uyandım,
Güneş,
Perdelerden içeri değil,
Yorgun gözlerimin kenarından sızdı.
Yine geç kaldım kendime...
Şimdi tam da böyle bir anda içimde bir şey yine çöktü
Öyle bir anda olmadı, öyle aniden değil aslında…
uzun zamandır gelen bir şeyin…
yavaş yavaş yerini bulması gibi…
Sadece bugün biraz daha ağır geldi
Kader bazen öyle bir oyun kurar ki.
Tam güldüğün anda dalından kopar.
Sessizce gelir, en savunmasız anında,
Kalbinin en derin yerinden yaralar
Ellerin uzansa, tutamazsın.
Duvarımda izi kaldı, sessiz geçen yılların.
Bir hayale dalıp gittim, bakıp kaldım resimlere.
Yitip giden o günlerin yazarı oysa sendin.
Her şey bir masal gibiydi, sen kitabı bitirdin.
Gittiğin de yıkıldı bak içimdeki gizli şehir.
Ben sadece sevdim seni,
Ne bir hesapla ne de bir beklentiyle…
Varlığın iyi gelsin diye geldim,
Yanında eksilmeyeyim diye çabaladım.
Ama sen hep başka bir yerden baktın bana,
Kalbimle konuşamadın,
Eylüle beni sormuşsun, bu sabah,
Sormuşsun düşen yapraklara, unuttuğun adımı.
Belki duyarsin bir sonbahar akşamında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!