Bana bak dostum, öyle kağıt kesiği sanma bu sızıyı,
Kendi elimizle yazdık biz bu kapkara yazıyı!
Gönül dedik, bağrımızı açtık, bir de baktık ki ne görelim?
Herkes kendi heybesini doldurmuş, biz kime ne verelim?
Vay anam vay!
Adaletiniz batsın sizin,
Gönül kırmayı marifet sayan o sahte iziniz batsın!
Yedi mahalle duydu da sesimi, bir sen duymadın be hey gafil!
Aşk dediğin bu devirde ya mülktür ya da kefil.
Biz dedik "insan", biz dedik "vefa", biz dedik "kara sevda",
Senin lügatinde her şey olmuş pul, her şey veda!
Pazarlık mı ettik seninle gönül tezgahında?
Kaça sattın o güzelim günleri bir hırs uğrunda?
Gönül işi değil bu, bu bildiğin talan!
Ağzında bal olanın, cebinde hazır yalan!
Kırıldıysa kırıldı, sanma ki bu dünya durur,
Yaralı aslanın feryadı, gelir seni elbet bulur!
Hey gidi dünya hey! Kimine kavun, kimine kelek,
Bize de düşe düşe kırık bir kalp düştü, felek!
Şimdi oturmuşlar masaya, kırgınlık hesabı yaparlar,
Duyguyu piyasaya sürmüş, aşktan kâr toplarlar.
Benim gönlüm pazar yeri değil ki sergi açasın,
İşine gelmeyince de arkana bakmadan kaçasın!
Boyası dökülmüş bir gemiyim şimdi açık denizde,
Ne liman bıraktın bende, ne de bir parça neşe bizde.
Diline pelesenk ettiğin o süslü cümleleri de bırak masada,
Hangi kelimen hangi kuyuya kapak olur artık bu saatten sonra?
Sen, duyguyu bir borsa kağıdı gibi harcadın,
Ben ise her bir kırıklığımı, onurumla yama yaptım ruhuma.
Şimdi hangi yüzle bahsedersin "insanlıktan"?
Senin adalet dediğin, terazisi bozuk bir pazarın artığıymış meğer!
Gidiyorum...
Cebimde darmadağın bir dünya, dilimde paslı bir veda.
Sanma ki bu kırgınlık bir boyun eğmedir yalan sevdalara,
Bu, bir imparatorluğun sessizce çekilmesidir kendi kıyılarına!
Kırıldım evet...
Bir camın tuz buz oluşu gibi değil, Bir çınarın ayakta can verişi gibi!
Ne adımı an bir daha, ne de bu enkazın önünde eğil.
Bak bakalım arkana; ne bir iz bıraktın, ne de dikili bir taş!
Senin geçtiğin yollarda sadece kuraklık var, sadece gözyaşı...
Benim enkazım bile senin saraylarından daha dik durur,
Çünkü ben düşerken bile kimsenin eline tutunup onu aşağı çekmedim!
Yıkıldıysa bu şehir, tuğlası benden, harcı vefadan;
Sen ise o şehri yakıp giden bir kundakçıdan farksızsın.
Şimdi susuyorum...
Bu sessizlik, sanma ki kelimelerin tükenişinden,
Bu sessizlik, senin o küçük dünyanda duyulmayacak kadar büyük bir fırtınadır.
Deniz dindi, gemi battı, liman kapandı.
Cebimdeki darmadağın dünyayı topladım,
Kendi uçurumlarımda yeni bir gökyüzü kurmaya gidiyorum.
Senin o sığ kıyıların, benim gibi derin suların yükünü taşıyamaz artık.
Durdurun dünyayı!
İnecek var, onuruyla kırılmış bir yolcu var!
Gölgeni de al git şimdi...
Zira benim karanlığım, senin aydınlığından daha kalabalık artık!
Kayıt Tarihi : 21.1.2026 20:54:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!