İfrak vaktiydi;
gölgesini sırtında taşıyan bir münzevi gibi
sükûtun avlusuna bıraktım muhtevamı.
Bir lâhza,
külün bile hatırladığı yangın oldun.
Mütereddit bir rüzgâr
eski aynalara hicret etti.
Kalbim,
terk edilmiş bir dergâhın kandili;
isinden başka ışığı kalmamış.
Ne vuslat kaldı,
ne firak…
Yalnız,
eşyanın içinden geçen o ince rikkat.
haziranda yaratıldım
bunu bana ne annem söyledi
ne de takvimler
öğrendim
Sensiz her şey renksiz bana,
Her yer karanlık, Leyla’m.
Sen odama gün doğmadan sızan ışık,
Sen bittiği dediğim yerde başlayanım’sın,
Sen Leyla’sın…
Ruhum sen kokar belki,
Bir yağmur sonrası toprağın duası gibi.
Adını ansam, içimde bir gül açar,
Sussam, bütün sessizlikler seni söyler.
Öyle sarılmalara denk düşer ki yüreğimiz,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!