İfrak vaktiydi;
gölgesini sırtında taşıyan bir münzevi gibi
sükûtun avlusuna bıraktım muhtevamı.
Bir lâhza,
külün bile hatırladığı yangın oldun.
Tenime değil,
içimde sürgün edilen mânâya değdi adımların.
Ben,
kendi yokluğuna secde eden bir harf iken;
sen, okunmamış bir âyetin
sus payıydın.
Mütereddit bir rüzgâr
eski aynalara hicret etti.
Kalbim,
terk edilmiş bir dergâhın kandili;
isinden başka ışığı kalmamış.
Sana varmak değildi muradım,
sende eksilen kendime yetişmekti.
Şimdi her nefes,
bir ifrakın mührünü taşır.
Ve ben,
muhtevâsını kaybetmiş bir kitap gibi
yalnız kapağımla anılırım.
Ne vuslat kaldı,
ne firak…Yalnız,
eşyanın içinden geçen o ince rikkat.Bir taşın sabrı kadar sustum;
bir suyun hafızası kadar unutmadan.Ey ismi dahi telaffuz edilmeyen yakınlık,gelme.
Kayıt Tarihi : 20.07.2026 16:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!