Daha uçağa bindiğim anda pişmanlık kemirmeye başlamıştı içimi. Almancı olmak için de geç kalmıştım, geri dönmek için de.
Havaalanına indiğimden beri her şey yabancıydı bana. Nereye baksam değişik şeyler görüyordum. Evler, sivri sivri çatılar, tahta merdivenler, küçücük odalar, hele de yağmurlar. Dinmek bilmeyen, beni güneşe hasret bırakan yağmurlar.
Hiç dışarı çıkmıyordum. Biri beni çevirir, bir şey sorar, cevap vermem gerekirse diye korkuyordum. Akşama kadar otuyordum annemle evde. Bizim için tek değişiklik, babamın işten gelmesi ve birlikte alış-verişe gitmek oluyordu. Dışarıda ilk öğrendiğim, tranvaya nasıl binildiği oldu. Bir de evet (ya) , hayır (nayn) ve anlamıyorum (niht ferşteyn) kelimelerini öğretti babam.
-Eğer ben işteyken biri kapıyı çalar da Almanca bir şeyler söylerse, niht fersteyn dersiniz.
diye öğütlerdi.
O güne kadar hiçbir Alman kapıyı çalmadı, ben de hiç kimseye niht fersteyn demedim. Yine sıradan bir gündü. Annem mutfakta uğraşıyor, ben de tv seyrediyordum. Bu arada merdiven başından gelen sesler dikkatimi çekti.. Birden kapıya hızlı hızlı vurulmaya başlandı. Gidip kapıyı araladım. Uzun boylu sakallı bir genç adam heyecanla bir şeyler söyledi. Anlamadım tabi.
-Niht fersteyn
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Sevgili şair, güzel bir anıydı... Zevkle okudum.. Kaleminize sağlık... Cümle yapısını da inceleyerek okudum, muntazam ve muazzam olmuş. Teşekkürler, bu anınızı bizimle paylaştığınız için..
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta