İnsanların geneli
Bir yaşam tutturmuş
Sorgu sual bilmemeli
Düzen böyle yutturmuş
Şimdi oturun sorun
..
Oyy gülüm oyy
Bir bilsen,bir bilebilsen
Neler oldu
Neler değişti buralarda
Dün
İnsan içine çıkmıyordum
ACILARIN ŞAİRİYDİM YA
..
Batıl inanışlarım yoktu amma,yıllarca futbol oynadığım takımın BEŞ numaralı
formasını giydiğimden mi bilmem,BEŞ rakamına karşı özel bir sevgim ve
sempatim vardı.
Ogün İSTANBUL a giderken her zaman olduğu gibi PAMUKKALE Ekspre-
sinden yine 5 numaralı vagondan,5 numaralaı koltuğu almıştım.Gecenin 01.
00 lerinde BEŞ NUMARALI VAGONA girdiğimde koltuğumu işgal etmiş,se-
re serpe yatmış,derin bir uykuya dalmış yaşlı bir adamla karşılaştım.Yaşlı
..
(Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan, bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için dünyanın gençlerini cepheye süren hırsızlar çıkarır... “Emma Goldman”)
Savaşlar topla, tankla, tüfekle kazanılmıyor artık.
..
üstat;
harika günler,aylar yıllar geçiriyor
vatanın...
yaşanmışlığı geride bıraktık,
yaşanacak_ mış... diyerek_ den....
..
Kutsal görünüm giymiş üstelik
Üç beş çapulcu talanı misali.
Sanırsınız vatan savunması.
Sanki futbol sahasında bek oyuncuları.
Kol geziyor kahpelik,
Kutsal görünüm giymiş üstelik.
Karşılarındaki savunmasız..
..
-“Ay! .. Bacağı acıyor herhalde, üstüne basamıyor...”
Panikle, telaşlı bir çığlığa sığmıştı bu sözler.
Bir sokak köpeğiydi... İstiklal caddesindeydi... Gecenin rengince kara tüyleriyle ve insanın içini acıtan gözleriyle açlığın, karanlığın, soğuğun ölümcül ürkülerinden korunmak için sığınmaya uzatmıştı başını avuçlarımıza.
Sevgiyle bakan gözlerinin kuşattığı mutluluk dokunuşlarıyla arka bacağındaki derin yarayı ıskalamıştık bir hoyrat miyoplukla... Oysa filozofça bakışlarıyla acısını göstermeye soyunmuştu.
Bizim gözlerimizin kör noktasına takılıp kalan cerahatli topallık, yüreğinin bilgece havuzladığı bir çiçeğin dikkatine takılıyordu...
..öyle bir çiçekti ki bu, gönüllerin durgun sularında yeşeren kökleri sevgiye kadar uzanıyordu...
..
Şimdi stadyumlarda, bayanlara özel ilgi ve alaka göstermenin, futbol takımlarının, yöneticiliğine soyunmanın ve bizzat futbol oynamanın dolayısıyla çocuklarımızın oynamalarını teşvik ederek bu duruma gelmemizi nasıl izah edeceğiz ve ne şekilde yorumlamalıyız?
Bu konuları daha önceleri bilmiyor muyduk, veya yanlış mı yorumluyorduk, bunlara benzer o kadar çok değişimler var ki, kime ne demeliyiz, ağabeyler nasıllar?
Binaenaleyh sosyal yapıyı, mutlaka en güzel biçimiyle analiz etmeliyiz, bu çok önemli sosyal konuyu ihmal edersek veya önemsemez isek, bunun faturasını ödemekte çok ağır olacaktır.
İnsanları anlamsızca yokuşa sürmenin, bu manada hedef göstermenin, yok olmadı sil baştan demenin, bizim sucumuz yok, suç başkalarının demenin, ne kadar manasız ve mantıksız olduğunu izah etmeye dahi gerek yoktur.
Dava diyerek partilere bağlanırsan, mahkum olmanda, yok olmanda hiçbir zaman uzak değildir, konjoktör önemlidir?
Partileri siyasi bir kuruluş olarak tanıyıp, oyunu da tercihlerine göre kullanırsan, aldanman veya hayıflanman bu nispette olur.
Yok daha çok bel bağlarsan, bir gün elbette bel fıtığı olacağını da bilmelisin, böyle bir durumda dahi seni, doktora götüreninin bulunmayacağını bilmelisin.
..
yazılıda kopya vermediğime kızanlar vardı
Ayşe, Gülşen, Nuray, Gönül
sınıfımızın kızları
Ramazan, Halil İbrahim, Molla ve Mustafa
I-B deki bazı arkadaşlarım
Imağın Recep’le aynı sırada otururduk ikimiz
Nedim Yürekli, Halis Baş, Gülnihal hanım
..
HOROZLU ŞEKER
Mahallemiz, şehrin biraz kenar kısmında kurulmuş pek şirin bir yerdi. İlkbahardan sonbahara değin yeşilin bütün tonlarını sergileyen türlü türlü ağaçlar, mahallemize ayrı bir güzellik verirdi.
Ölçülüp de konmuşçasına mahallemizin tam ortasından geçen ana cadde, Yeni bağlar mahallesine gittiği için aynı adı taşırdı. Biz mahalle çocukları bu ana caddeye kısaca “goca yol” derdik. Gün boyu geçen birkaç yaylı araba ile ot çöp taşınan serenli at arabaları ve “körüklü” tabir ettiğimiz tek tük fayton arabası geçtiğinden haylice sakin olan bu goca yolda oynardık tüm mahalle çocukları. Bazı gözü kara çocuklar tehlikesine aldırmadan, nadiren geçen bu faytonların arkasına takılır, takılmaya korkan arkadaşlarımız da:
_ Arabacıııı...
_ Çal gırbacııı...
..
Bugün neşem yerinde sabah erken uyandım
Hemen telefonumla dostlarımı aradım
Selam ile beraber hepsini uyandırdım
Yanlız birtanesinde heral beddua aldım
Güzel bir kahvaltıyla kendimi yola attım
Kaldırımda yürürken mor bir taşa rastladım
..
Gece konar acilarim sehrimin en ciplak tepesine.
Gece yarisi konan bir tugla iki göz bir ev olur safaga.
Buralarda her ev bir gecesefasi cicegi.
Hani cesitli renklerini sadece gecenin karasina acan,
Acilarin cicegi...
..
iŞ DÜRÜNCE DARA,
NABZA GÖRE ŞERBET VERMELER.
YOK, HARİCİ;
BİLDİĞİNİ OKUMALAR.
KURAN, DÜSTUR BİLMEMELER;
'ÇOCUK YUVALARINA ÇOK EMEĞİM GEÇTİ' DÜZMECELERİ,
KİME YAPIYORSUN BE BU DUYGU SÖMÜRÜLERİNİ!
..
Adı Rıza Polat Akkoyunlu idi. Bir edebiyat öğretmeniydi –yanılmıyorsam-.
“Güneyden Geliyorum Güneyden” isimli şiir kitabındaki şiirleri yeni yeni şarap içmeye başladığımız 17-18 yaşlarımız dönemine damgasını vurmuş şairlerdendi. Şiirleri mezelerimiz arasında ön sıralardaydı…
Yani bundan kırkbeş-kırkaltı yıl öncesinden bahsediyorum…
Şiirlerindeki sevgilisinin adını anmazdı. O ‘na “Nokta Noktam” derdi…
Şimdikilerin bir kız ya da kadınla bir gecelik maceralarından sonra donunun rengini ve tabii adını falan arkadaşlarına anlatan nesilden değildi…
“Seni ömrünün en nazik yıllarını yaşadığın bir çağda
bir Karadeniz kasabasında tanımıştım…
..
trak trak...
tespihsiz voltanın tadi kadardı
ve yüreği güveli cümlelerin uğrak yeri
yüzlerde aynı umutsuzluk
dizlerde farklı güç
ayda bir kere gitmek için kasabaya
..
Karaca kaplan Şeyma’larım
Çok narindir Eda kızım
Söyle Kerem derdin nedir
Yoksa sen de aşık mısın
Ali’dir bu merak eder
Hiç umulmadık soru sorar
..
Bak yapıldı bakımı
Alt ve üstü çarpımı
Devlet gerçekleştirdi
Sağlam oldu yapımı
’O Şehir Stadyumu’
Güzel oldu uyumu
Sağlandı ödeneği
..
En büyük bir başarı
Vatanımızı sardı
Yediden yetmişe dek
Bütün kalpleri kardı
Milli Takımdan cevap
İsmini de çok sevap
Meydan ve caddemizde
..
Maganda Kurşunu…!
ŞiiR
Silahları takınmışlar, fakat ruhsatlı ruhsatsızmı denilmez,
Dünyayı sizmi yarattınız gafiller, hiç havanızdan geçilmez,
O kadarda yüksekten uçarlarki, durmaz zıplasan yetişilmez,
Sorsan onlar ufukları seyreder, aslında önünü bile göremez,
..
Yıl bir Ocak bin dokuz yüz altmış altı bir kış gününde,
Bitlis ili, Ahlat ilçesi, Yoğurt yemez köyünde.
Yeni yılın başlangıcı, saat birinde.
Babamın yaptırdığı, O dağ evinde.
Gelivermişim dünyaya...
Tombul, apalak bir çocukmuşum,
Oyun oynamak için, koşmuşum yorulmuşum.
..



