Ben neler yaptım?
Bu hayatta niçin hep bir hatâydım?
Keşke hiç düşmeseyedim ana rahmine,
Keşke hiç doğmasaydım.
Veyâ hemencecik ötenazi edilseydi bu vücût.
Bu kusurlu ruhumla birlikte kaybolsaydım,
Rabbim, yedimde bir günâh işledim,
Yetmişime değin tövbe mi etmeliyim?
Çirkinliğimi maskeler ardına gizledim,
Kendime dahî yalan mı söylemeliyim?
Herkes bir gün ölecek, her şey gibi mutlaka.
Hep gözyaşı dökecek, hem sâhi hemse şaka.
Kimi öldüm bilecek, soramadan ki neden?
Soran acı çekecek; lanet câni köhneden!
Ey! Nebiler Şehri, Kudüs; kutsalımız.
Gerekse uğruna, dökülsün kanımız.
Her bir zerrene fedâ olsun başımız.
Yeter ki zâil olmasın hak dâvâmız.
Üstü başı yırtık, her yanı kir ve kan;
Kimin elinde ipin, be hey hâin?
Ne yazar, görse kaderini kâhin?
Mal mı, mülk mü, makam mı ilâhin?
Kuklasısın ne olsa sahibinin!
İlk sahibine baktı, sonra bana.
Kum taneleri gibi ağır ağır akıp geçer hep zaman,
Ummadığın bir anda, ummadığın taş gibi baş yaran.
Meğer eksilir heceler, birer birer satırlardan,
Sanki anlayacak, vakti çok değerli okuyan.
Anlasa ne yazar, yoktur hiç geriye kalan,
Aklında bile, hep en uç doruklarından.
gelmeyen ilhâmın kurbânı olamam
sevmeyen bir kalbi yeşertmektir o.
herkes ister lâkîn kimse kavuşamaz.
kurutuverir gencecik bir fidanı
ya fazla vermiştir suyunu
ya da değiştirememiştir şu kahpe huyunu:
Hey! Bana bak küskün çocuk.
Mâvi gözün, inci boncuk.
Her ne derdin varsa böyle,
Aslâ çekinmeden söyle.
Lânet olsun!
Çölde yetişmeyen bütün okaliptuslara...
ve Kuytu bir vahada yaşayamayan foklara.
Lânet olsun!
İlâhî duygular beslediğim bütün kavimlere...
Ey Hüdâ'nın yere göğe sığdıramadığı habibi!
Bekliyorum, nerdesin gönüllülerin "hakiki" tabibi?
Bakıyorum da yüzün düştü göremeyince teşbibi.
Zira sendin bu sahtekarlığın yegâne müsebbibi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!