Sitemim sana değil tıkırtına.
Yalnızca içimde kopar fırtına.
Vur kamçını bu zalimin sırtına.
Doğmaz güneşler bir daha, ertele.
Güneşin feri mi sönmüş bu ne hâl?
Bir tilki yatıyor başımın ucunda,
gözleri boncuk yeşilinden;
ve ben sizden korkmuyorum,
siz ki birer hayalden ibaretsiniz.
Bir yudum kımızlık bir mayışma…
Bürküt Ananın göz bebeğiydim
Yürüyorum, ellerim cebimde yürüyorum.
Adımlarım ağır ağır ve ürkercesine,
Çünkü bir yağmur yağıyor ve ben üşüyorum.
Bir rüzgar esiyor, işliyor iliklerime.
Üstümde ince keten gömlek, zarifcesine.
İstikâmeti meçhûl hâlde yürüyor,
Yol kenarında başıboş hem de bir genç.
İstemsizce ayaklarına uyuyor.
Aslâ göstermiyor hiçbir şeye direnç.
Kaybetmediği sâdece bir şey kalmış,
Tabiî herkes kendince bey, ağa, pehlivan.
Birkaç sallama ûnvân ve dahî falan fistan.
Üstâdı yoktur daha âlâ üstüne olan,
İlhamdır mutlak hakikât mal-û makâm yalan.
İnanmayan kim ola, ilhamı tanımayan,
Elbette kolay, öyle bir ânda çekip gitmek.
Zor olan, birlikte konuşup anlaşabilmek.
Dertlerin üstesinden beraber gelebilmek.
Yoksa gitmek zâten kolay, aslâ değil ki zor.
Zor olan nedir, bilmem acabâ anlar mısın?
Göremezsin ki karanlık pekâlâ,
Görmüyorsun belki de körsün hâlâ.
Zaten görsen de aynı ne fark eder,
Hatta görenler de bazen kaybeder.
Ala ala geyiklerin peşinde,
Sıra sıra dağlar aşarım sandım.
Allı allı turnalarla gerimde,
Yârim' bırakıp da giderim sandım.
Ben bu gurbet ele düştüm düşeli,
Niçin kestim sakallarımı,
Dinlenmez oldu hiçbir sözüm.
Yanlış yöne bakışlarımı,
İstemeden çevirdi gözüm.
Beni artık yakın fark etmez,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!