Fabl Şiiri - Ömer Çağlın

Antoloji.com mobil uygulaması Şiirler, şairler, mesajlarınız ve gruplarınız telefonunuzda. iPhone ve Android için ücretsiz. Uygulamayı İndirİndir
Ömer Çağlın
593

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Fabl

ÇINAR İLE PINAR

Bir zamanlar Anadolu'nun uzak bir köşesinde rüzgarı insanın yüzüne geçmişin hatıralarını taşıyan küçük bir orman varmış.
Bu ormanın ortasında yaşlı bir çınar, hemen yanında da küçük bir pınar bulunurmuş.
Çınar; nice baharlar görmüş, nice kuşların dallarında yuva kurmasına, nice yolcuların gölgesinde dinlenmesine şahit olmuştu.
Gövdesinde yılların izleri, dallarında yaşanmışlıkların hatırası varmış.
Pınar ise küçücükmüş. Öyle gürül gürül akmaz, büyük göller gibi gösteriş yapmazmış. Ama, suyu tertemizmiş. Susayan bir can, ona eğildiğinde asla boş göndermezmiş.
Bir gün ormana, gösterişli bir tavus kuşu gelmiş. Tüylerini güneşe karşı açıp, gururla yürümüş. Pınar'ı görünce gülmüş; -‘Sen de kendine su kaynağı mı diyorsun? Bir avuç suyun var!’ diyerek, onu aşağılamış. Üstünlük taslayarak şöyle demiş: -‘Benim güzelliğime bak. Herkes beni seyrediyor.’
Pınar, sessizce akmaya devam etmiş.
Tavus kuşu, bu kez yaşlı çınara dönmüş: -‘Senin de dalların eğilmiş, gövden çatlamış. Artık eskisi gibi değilsin. Ne diye hâlâ burada duruyorsun?’
Çınar, hafifçe yapraklarını sallamış: -‘Evlat, demiş. Her eğilen dal, güçsüzlükten eğilmez. Kimileri, yıllarca başkalarına gölge yaptığı için eğilir. Bazıları ise, meyvelerini sunmak için eğilir. Hem, her çatlak da çirkinlik değildir. Bunlar, hayatın attığı imzadır.
Tavus kuşu, bu sözlere hiç aldırmamış. Kendisini seyredecek yeni hayranlar bulmak için ormanın öteki tarafına gitmiş.
Aradan günler, haftalar, aylar geçmiş. Yazın sıcağı bastırmış. Dereler kurumuş, otlar sararmış. Ormandaki bütün canlılar gibi Tavus kuşu da susuzluktan bitkin düşmüş. Parlak tüyleri tozlanmış, gösterişli yürüyüşü kaybolmuş. Geriye dönerek, binbir güçlükle pınarın yanına ulaşmış. –‘Ne Olur demiş. Bana bir yudum su ver. Çok susadım.’ Pınar, her zaman olduğu gibi cömertçe suyunu sunmuş. Tavus kuşu; pınarın suyundan kana kana içtikten sonra, mahçup bir sesle sormuş: - ‘Sana güldüğüm halde, neden bana yardım ettin?’ Pınar cevap vermiş: -‘Ben suyum. Görevim susayanları ayırd etmek değildir. Susuzluklarını gidermektir. İyilik yaparken kimin buna lâyık olduğunu tartmaya kalksaydım, belki de iyiliğin kendisini unuturdum.’
Tavus kuşunun gözleri dolmuş.
Tam o esnada ormana, sırtında yılların yorgunluğunu taşıyan yaşlı bir kaplumbağa çıkagelmiş. Uzaklardan, çorak topraklardan yürüyerek geliyormuş. Hemen çınar'ın gölgesine sığınmış. Biraz dinlendikten sonra pınardan bir kaç yudum su içmiş. Ve tane tane şu sözler çıkmış ağzından: -‘Çok yol yürüdüm, çok yer gördüm. Kimi yerde altın gördüm ama bir kap su bulamadım. Kimi yerde saraylar gördüm ama bir sıcak söz duymadım. Şimdi anlıyorum ki; gerçek zenginlik, sahip olunan şeylerin çokluğunda değil, onların kıymetinin bilinmesindedir.
Çınar, dallarını kaplumbağanın üzerine doğru uzatmış. –‘Doğru söylersin’ demiş. ‘Hayat bazen çok şey verir, bazen de eldekilerin kıymetinin anlaşılması için bazılarını eksiltir. Şükretmeyi bilen gönül, en dar zamanında bile kendine bir genişlik bulur.’
Tavus kuşu başını eğmiş ve şöyle söylenmiş: -‘Ben güzelliği zenginlik, alkışı dostluk, gösterişi mutluluk sandım. Oysa susadığımda tüylerim değil, sizin iyiliğiniz imdadıma yetişti.’
O günden sonra tavus kuşu değişmiştir. Tüylerini yine severmiş ama artık onlarla övünmez olmuş. Pınarın başına gelen susuz hayvanlara yardımcı olur, yaşlı çınarın kırık dallarını temizlermiş.
Kaplumbağa da oraya yerleşmiş, onlarla birlikte yaşamaya başlamış. Uzun hayat yolculuğunda öğrendiklerini, hikaye olarak genç hayvanlara anlatırmış. Yıllar geçmiş. Çınar'ın dalları daha da yaşlanmış, kurumuş. Pınarın suyu azalmış. Buna rağmen, ormandaki dostluk büyümüş. Bir gün; küçük bir serçe, dalına konduğu çınar'a sormuş: -‘Dede bu dünyada mutlu yaşamanın sırrı nedir?’
Güneşin solgun ışıkları yapraklarına düşen yaşlı çınar, şöyle cevap vermiş:
-‘Küçüğüm, her istediğine sahip olamayabilirsin. Ama sahip olduklarının kıymetini bilirsen, gönlün zenginleşir. Herkes seni sevmeyebilir. Ama sen sevgiden vazgeçmez isen yüreğin güzelleşir. Her yol seni istediğin yere götürmeyebilir. Ancak, her yürüdüğün yoldan bir iyilik öğrenirsen, hiçbir yolculuk bütünüyle boşa gitmez.’
Bir an sustuktan sonra eklemiş:
-‘Unutma evlat! Hayattaki en güzel canlılar; her şeyi olanlar değil; az ile yetinmeyi, çokça şükretmeyi ve elindekileri paylaşmayı bilenlerdir.
O akşam ormanda rüzgar hafifçe esmiş, pınar usul usul akmış, çınar dallarını uzatmış, serçe yuvasına dönmüştü. Ve ormanın üzerinde yıldızların sessizce parladığı gökyüzüne şu sözler yazılmıştı sanki;
‘Ömür dediğin bir yol, gönül dediğin bir durak, Sevgiyle geç bu yoldan, ardında iyilik bırak. Malın mülkün eksilebilir, güzelliğin solabilir. Gönlü zengin olanın yoksulluğu bile azalır.’
Bu fabl’ın bize verdiği özel mesaj şudur:
İnsanın ömrü, yalnızca yaşadığı yıllarla ölçülmez. Dokunduğu gönüllerle, taşıdığı hatıralarla ve geride bıraktığı iyiliklerle anlam kazanır.
-Kanaat huzurun, şükür bereketin, vefa dostluğun, sevgi ise insanlığın dilidir.
Bazen, hayat insana büyük bir servet vermez. Fakat bir pınarın suyunu, bir ağacın gölgesini, içten bir dostluğu ve huzurla kapanan bir günün akşamını verir.
Bunların kıymetini bilen insan, dünyanın en zengin insanlarından biri olabilir.

Ömer Çağlın
Kayıt Tarihi : 6.11.2026 09:41:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir