12/A nın ŞİİRİ:
Bir Sınıfın Ömürlük Destanı
Bir gün bir bahçe kuruldu, adı kondu: 12/A,
Ne duvarı vardı bahçenin ne de kapısında tabela.
Her biri başka renkte, başka kokuda bir çiçekti,
Ama hiçbiri diken değildi; hepsi gönülden güzeldi.
Kimimiz güldü, kimimiz sustu, kimimiz hayallere daldı,
Kimi topun peşinde koştu, kimi kitabın başında kaldı.
Kimi erken yuva kurdu, kimi hayatla boğuştu,
Ama yıllar sonra anladık: Bizi birbirimize gençliğimiz bağladı.
Gün geldi zil çaldı, gün geldi ders bitti,
Bir zamanlar bitmez sandığımız gençlik sessizce gitti.
Şimdi isimleri okuyunca yüzümüzde tebessüm belirir,
12/A'nın kapısı açılsa, hepimiz yeniden gençleşiriz.
Çünkü bu şiir bir şiir değil yalnızca,
Bir sınıfın hafızasıdır, yılların emanetidir aslında.
Bir yoklama defteri gibi isim isim açılır hatıralar,
Her ismin ardında başka bir hikâye, başka baharlar vardır.
---
BAHÇENİN İLK ÇİÇEKLERİ
521 Ahmet Ünal başkandı, disiplin onda,
Çalışkan, aktif, saygılı; sosyaldi her ortamda.
Top görünce başkanlığı bırakıp sahaya koşardı,
12/A'nın kaptanıydı; düzeni de oyunu da o kurardı.
549 Alaattin Coşkun ağırbaşlı, sakin ve dingin,
Ders çalışmayı severdi, gönlü temiz, kalbi zengin.
Fırtınanın ortasında bile huzurunu bozmazdı,
Alaattin'in sessizliği bile sınıfa güven verirdi.
287 Ali Koçak, kendi şahsına münhasır bir âlem,
Renkli kişiliğiyle sınıfta kendine mahsus bir alem.
Topu sever, tartışmayı sevmezdi pek,
Ali varsa 12/A'da hayat başka akardı demek.
1036 Ayhan Altın, ortama çabuk uyum sağlardı,
Arkadaş canlısıydı, mertliğiyle gönül alırdı.
Delikanlıydı; şakayı, şakalaşmayı severdi,
Bir kahkaha başlatır, sınıfı peşinden sürüklerdi.
---
BAYRAM GELİRSE BAHÇEDE BAHAR OLUR
897 Bayram Şadaring...
Adını yazmak yetmez, onu anlatmak ayrı bir destan,
O bir markadır, o bir efsanedir daha ilk satırdan!
Hafızdır, neşelidir, şakacıdır, cana yakındır,
Gamsızdır; hayatı fazla ciddiye almayanlardandır.
Moralin mi bozuldu? Bayram'a biraz yaklaş,
Beş dakika sonra kahkahayla değişir bütün telaş.
“Ti ha ha!” diye güler, ardından gelir meşhur hitap:
“Anadın mı?” der ve tamamdır; kapanır bütün hesap!
Kafaya takmaz, neşeyi cebinde taşırdı,
Ama işin en komik yanı futbolu hiç sevmezdi.
12/A'da futbol konuşulurken Bayram başka âlemdeydi,
Top yuvarlanırdı ama Bayram yerinden kıpırdamazdı, neyseydi!
---
CESARET, NEŞE VE AĞALAR
744 Cemal Balbaşı, boy küçük, cesaret büyük,
Gözü kara, bakışı sert; yüreği ise dümdüz.
Boyuna bakıp aldanmayın, meydan okurdu hayata,
Cemal'in cesareti sığmazdı o küçücük boyuna, sıraya.
9 Davut Bacaksız, listenin en başında, birinci sırada,
Şaka, araba, para, spor; hepsi vardı dünyasında.
Girişkendi, iyiydi, gönlü güzel bir adamdı,
Davut'un olduğu yerde mutlaka bir hareket vardı.
933 Ercan Demirci, sınıfın zengin ağalarından,
Güzel sesi yükselirdi ilahi ve kasidelerden.
Top oynamayı sever, erkenden yuvasını kurmuştu,
Hayat onu yormamıştı; o da hayatı fazla zorlamamıştı.
“Zenginlik güzel şey vesselam!” derdik gülerek,
Ercan yürürdü hayatın içinde ağır ağır, bilerek.
Hem ağaydı hem hafızalarda güzel sesli bir adam,
12/A bahçesinde onun da yeri vardı tamam.
432 Erdal Boztepe, boy küçük, yürek kocaman,
İyiliksever, güzel insan, top peşinde her zaman.
Mübareklerdendi Erdal, gönlü tertemizdi,
Bazı insanlar küçücük görünür, yüreği koca denizdi.
680 Erdal Kılıç, güler yüzlü kara oğlan,
“Gülmek insana bu kadar mı yakışır?” dedirtirdi her zaman.
Samimiyet ve arkadaşlık gülüşünde saklıydı,
Sessiz sakin yaşardı ama dostluğu çok sağlamdı.
Korku yahut heyecan gelse yüzü kızarırdı hemen,
Kopya çekmekte başarısızdı; kurtuluş yoktu kalemden!
Ama futbol sahasında değişirdi Erdal'ın hali,
Güzel top oynardı; kopya değil, futboldu onun marifeti vallahi!
---
SESSİZLER, ŞAKACILAR VE UYKUCU ÇİÇEKLER
486 Evren Öztürk, konuşmayı severdi,
Samimiydi ama hocalarla pek yıldızı barışmazdı.
Söz açılınca Evren mutlaka bir şey söylerdi,
Sessizlik fazla sürerse zaten o bozardı.
608 Ferhat Aksoy, sessiz sakin, hafız arkadaş,
Şaka yapmayı sever, ticaret deyince bir başka telaş.
Parayı severdi, bu konuda gayet netti,
Bir de ilk evlenen arkadaşımız olma şerefini elde etti.
382 Feridun Gündüz, derslerde uyumayı sever,
Şaka yapardı ama kendisine yapılınca pek hoşlanmazdı meğer.
Kendi şakasına kahkahayla gülerdi her zaman,
Ama sıra ona gelince: “O kadar da değil kardeşim!” derdi aman!
667 Gazi Özbey, sakin, efendi, suskun bir çiçek,
Giyimine özen gösterir, temizliği severdi gerçek.
Yapıcı, faydalı tartışmaları severdi,
Tarih ve tarihi olayları açınca bambaşka bir Gazi gelirdi.
517 Hamdi Koçalak, dürüst, samimi, neşeli,
Esprileriyle bahçenin en renkli çiçeklerinden biriydi belli.
Neşesini kendine saklamaz, dostlarına dağıtırdı,
Hamdi'nin olduğu yerde hüzün fazla duramazdı.
---
ATOM KARINCALAR VE GÜZEL SESLER
428 Hasan Demirok, namı diğer Atom Karınca,
Boyundan büyük işler sığardı onun küçücük bedenine.
Akıllı, zeki, çalışkan; fazla konuşmaz, susardı,
Duygularını içine atar, kendi dünyasında yaşardı.
Ama sahaya çıkınca o sessizlik birden bozulurdu,
Top ayağına gelince rakiplerin düzeni kurulurdu.
Çok güzel futbol oynar, hızını herkese gösterirdi,
Hasan az konuşur ama sahada çok şey söylerdi.
403 Hasan Güler, sesiyle başka bir bahardı,
İlahi ve mevlit okuyunca herkes susup dinlerdi.
Güzel sesiyle çevre yapmış, tanınmıştı zamanla,
Yürümeyi sever, sözüne sadık, dost canlısıydı ayrıca.
Futbolu da güzeldi; topu ayağına alınca,
Hasan'ın iki hüneri birden çıkardı meydana.
Bir yanda güzel ses, bir yanda futbol sevdası,
12/A'nın hafızasında kaldı onun nağmesi.
---
PAZARLIK, KİBARLIK VE “NASİP”
1037 İlhan Yetkin, parayı ve pazarlığı severdi,
Boyu küçük olduğundan ortama fark edilmeden girerdi.
Arkadaşlarını severdi ama biraz nazlıydı,
Kapris yapar, çabuk küser; gönül almak lazımdı.
574 İlhami Söğüt, sınıfın en kibar öğrencisi,
Uzun boylu, yiğit görünüşlüydü; ağırdı nefesi.
Kendisine şaka yapanın işi biraz zorlaşırdı,
Çünkü İlhami'nin cevabı şakadan ağır çıkardı.
Sessizdi, şakadan hoşlanmazdı, efendiydi,
Kimse ona kolay kolay şaka yapmaya cesaret edemezdi.
Ama bütün bunların ardında iyi bir insan vardı,
İlhami'nin kibarlığı sınıfın hafızasında kaldı.
962 İsmail Çakır, sessiz sakin masum çocuk,
Kaleye geçince rakibe hayat olurdu birazcık zor.
Derse geç kalmasıyla ün yaptı yıllar içinde,
İdare “geç kaldı” kâğıdından bıkmıştı artık kendi içinde!
Derslerde uyur, sınavlarda kopyaya göz kırpardı,
Ama kimseye zararı yoktu, masumluğu onu kurtarırdı.
Kalbi temizdi, kimseye kötülük düşünmezdi,
İsmail'in masumluğu yıllar geçse de değişmezdi.
57 İsmail Çetinkaya, ilginç bir Geredeliydi,
Geredeli ama şakacı, güldürmeyi seven biriydi.
Taklit yapardı, kahkahalar tavana vururdu,
“Nasip!” derdi; o tek kelime bile yeterdi.
Zayıftı, futbolu güzeldi, sahada koşardı,
Uykusuzluktan gözlerinin altı kıpkırmızıydı.
Belki uykusu eksikti ama neşesi yerindeydi,
İsmail'in “Nasip”i 12/A'nın sloganı gibiydi.
---
AĞIRBAŞLILAR VE UZUN BOYLULAR
1159 Kerim Örsdöven, ağırbaşlı, güzel ahlaklı,
Evliliğiyle de gençliğin bir adım önünde, farklı.
Arkadaşlarıyla sıcak ilişkileri vardı,
Günlük olayları konuşur, fikirlerini paylaşırdı.
369 Lokman Arslan, sessiz, sakin, samimi, dürüst,
Yeni fikirlere açık, tartışmalarda gönlü genişti.
Sözünü saklamaz ama kimseyi kırmazdı,
Düşünceye kapısı her zaman açıktı.
Lokman Özdemir, yüksek boyuyla hemen seçilirdi,
Açık renk ceketiyle hafızalarda belirirdi.
Saygılıydı, top oynamayı severdi,
Uzun boyuyla sahada rakiplere dert verirdi.
631 Mehmet Çankaya, cömert ve yardımsever,
Konuşmaya başladı mı heyecanıyla sözleri seller.
Ama asıl rekoru yoklama defterindeydi,
Bir yıl boyunca tek bir devamsızlığı bile yoktu kendi tarihinde!
İlçede, hatta Ankara'da ilk ona girerdi belki,
Devamsızlık konusunda Mehmet'in rakibi yoktu belli.
Okul onun için yalnızca ders değil, görevdi,
Yoklama defteri Mehmet'in en büyük eseriydi!
998 Mehmet Özyurt, okulu sevmezdi, dersleri de,
Ama uyku konusunda uzmanlık vardı kendisinde.
“Kimse sormaz mı bu çocuğun derdi ne?” derdik bazen,
Temiz kalpli, dürüsttü; gönlü güzeldi zaten.
---
MESUT'UN AYNASI
821 Mesut Gündoğmuş, zekiydi, çalışkandı,
Mesafeliydi çünkü yüreği biraz yaralıydı.
Sınıfın mülayim çocuğu, en önde otururdu,
Dersi dinler, yorum yapar, sessizce dururdu.
Saçını hep öne doğru, dümdüz tarardı,
Bir gün o saç taranırken duvardaki ayna düştü, kırıldı!
O günden sonra sınıfta bir söz dolaştı hemen:
“Herkes ayağını denk alsın,
Mesut saçını tarıyor!”
---
GARİPLERİN DESTANI
646 Murat Ayaz, ağır ağabeylerden, gariplerden,
Bala'dan Çubuk'a okumaya gelen emektarlardan.
Hafta sonu pansiyona ve okula bekçilik yapardı,
Hayatın yükünü daha genç yaşta omuzlardı.
Bir kanadı zaten kırılmış, diğerine de göz dikilmişti,
Ama Murat “Allah” dedi; duası kabul edilmişti.
Zalimler muradına eremedi, hak yerini buldu,
Murat'ın duası göğe yükseldi, gönlüne huzur doldu.
Garip dediğimize bakmayın; Murat güçlüydü,
İyi top oynar, sorumluluk sahibiydi, akıllıydı.
Değer bilirdi, kıymet bilirdi, özü sağlamdı,
Hayatın yükü ağırdı ama Murat yine ayaktaydı.
889 Murat Berberoğlu, hafız, cana yakın, çilekeş,
Hayat sille vurdu ona, o yine dik durdu kardeş.
Zorluklara göğüs gerdi, mücadeleyi öğrendi,
Her darbede biraz daha sağlam, biraz daha güçlü geldi.
Zayıf, atletik; pire gibi zıplar, tazı gibi koşardı,
Futbol sahasında rakibe nefes aldırmazdı.
“Yok gardaş la!” sözü meşhurdu her yerde,
Murat'ın sesi hâlâ çınlar eski günlerde.
47 Murat Yücel, dalgın çocuk, başka âlemlerde,
Derste, dışarıda dalar giderdi düşüncelerde.
Ama çalışkan, azimli, hedef odaklıydı,
Örnek olacak kadar gayretli ve kararlıydı.
Zayıf, uzun boylu, yakışıklı, karizmatik,
Allah nazardan saklasın, görüntüsü estetik!
Yaş alırdı ama yaşlanmazdı, zaman ona işlemezdi,
Kalbi yaralıydı; o yüzden kalp doktoru olmuştu sanki.
Kalpleri onarır, kırıkları tamir ederdi,
“Kalbim arızalı” diyen Murat'a giderdi.
Onun reçetesinde ilaç değil, vefa vardı,
Bir dostun kalbine en iyi dost yine merhem olurdu.
---
DOSTLUĞUN SESSİZ ÇİÇEKLERİ
448 Mustafa Karakuş, sessiz, sakin, dürüst,
Top oynamayı sever, gönlü temiz, özü dürüst.
Güzel insandı, fazla söze ihtiyaç duymazdı,
Mustafa'nın sessizliği bile dostluk anlatırdı.
46 Nuri Çakırgöz, sessiz sakin, ön sırada,
Eylül bütünlemelerine gelenlerin arasında.
Saçlarını taramayı sever, temiz kalpliydi,
Ama ön sırada oturmak başına dert açardı.
“La oğlum sizde hep beni görüyorsunuz!” derdi,
Nuri'nin bu cümlesi yıllar geçse de unutulmazdı.
Ön sıranın kaderi böyleydi; kaçış yoktu bundan,
Nuri hep görünürdü hocanın tam karşısından!
Ömer Civan, sınıfın bülbüllerinden, sesi güzel,
Topu severdi; futbol onun için ayrı bir özel.
Derslerle arası yoktu ama kopyada prensip sahibiydi:
“Kopya vermek yetmez, soruları da çöz kardeşim!” derdi.
Ağzı boş durmaz, sürekli bir şeyler yerdi,
Midesi değirmen gibiydi, ne bulsa öğütürdü.
Ömer Civan'ın olduğu yerde açlık olmazdı,
Çünkü onun midesi hiç mesaiyi bırakmazdı!
---
22 NUMARALI GARİP: ÖMER ÇAĞLIN
Ve şimdi bahçenin en garip çiçeklerinden birine gelelim:
22 Ömer Çağlın.
Görülmez, duyulmaz, unutulur, ertelenir,
Hörselenir, önemsenmez; ama yine de gülümser.
İyimserdir, arkadaş canlısıdır,
Ömerler zaten garip ve mazlum değil midir?
Çok istedi, çok talep etti, bir tek satır olsun diye,
Okulun yıllık kitabında adı geçsin diye.
Ama kaderin cilvesi, yıllık kitap onu da unuttu,
Ömer “Ben ne yaptım?” derken hayat yine onu vurdu.
Adaptasyon sorunları yaşadı, yolları değişti,
Son sınıfta okul değiştirip Ankara'ya geçti.
Ve gittiği okulda örnek öğrenci seçildi sonunda,
Demek ki bazen insan kendini bulur başka bir yolda.
Felekten darbe yedi, hayattan darbe yedi,
Ama iyimserliği yine de kalbinde yer etti.
Gariplerin garibiydi, mazlumların arkadaşı,
Gariplere selam olsun; unutulmasın gariplerin yoldaşı!
---
FİLOZOFLAR, EFENDİLER, GÜLÜŞLER
556 Rıfat Ersoyu, yakışıklı Aristo,
Felsefi yorumlarıyla düşüncenin peşinde koştu.
İdealistti, sorgulardı, farklı düşünürdü,
Farklıydı; çünkü farklı olmayı severdi.
Rıfat Gümüş, yumuşak huylu, güler yüzlü,
Güzel insan dediğimiz o güzel gönüllü.
Kırmadan, dökmeden, sessizce yaşardı,
Gülüşüyle bahçenin havasını değiştirirdi.
1038 Sait Ünver, olgun, ciddi, ağırbaşlı,
Sessiz, efendi, saygılı; özü başkaydı.
Saygı gösterir, saygı görürdü her zaman,
Olaylara kısa ve güzel yorum yapardı tamam.
313 Savaş Çubukçu, kara oğlan, güzel insan,
Doğruluğu, dürüstlüğü dostlukla yoğrulmuş bir liman.
Samimiyeti, misafirperverliği, arkadaşlığı özeldi,
Onunla arkadaş olunmazdı; onunla dost olunur, o kadar!
Güzel kaleciydi, kalede güven verirdi,
Telefonu sevmez, insanları aramakta eksik kalırdı.
Ama gönülden arayan dostu geri çevirmedi,
Telefonu sevmedi belki; dostluğu hiç eksiltmedi.
440 Sedat Kalaycı, kara oğlan, sessiz sakin,
Ders çalışmayı sevmez, uykuya gelince pek mahir lakin.
Kitap açılır, gözler kapanır, ders başka bir âlem,
Sedat'ın uykusu bile 12/A'da ayrı bir kalem.
536 Selami Aydos, çalışkanlığın adı,
Hocaların gözdesi, sınıfın örnek evladı.
Gülüşü hiç eksilmezdi yüzünden,
Çalışkanlığı taşardı her gün özünden.
569 Selim Desticioğlu, kahkahası Erol Taş gibi,
Hunharca gülerdi, yankılanırdı sınıfın sesi.
Konuşmayı sever, arabalarla arası pek iyiydi,
Sanayiyi, çalışmayı, para kazanmayı çok severdi.
Galesizdi, rahattı, kafasına hiçbir şeyi takmazdı,
Ama dostunu para için asla satmazdı.
Bir de açlığa gelemezdi, işte orası ayrı,
Yemek sırasında kaynak yapardı; ustasıydı bu işin gayrı!
---
SERDAR, SEYİT, SEZAİ, ŞEREF
658 Serdar Eroğlu, ağır ağabey, gariplerden,
Bala'dan Çubuk'a gelen emektar gençlerden.
Hafta sonu pansiyona, okula bekçilik yapan,
Sorumluluğu genç yaşta omuzlarında taşıyan.
Garip dediğime bakmayın, özü sağlamdı,
İyi top oynar, akıllı ve çalışkandı.
Değer bilir, kıymet bilir, sorumluluk sahibiydi,
Serdar'ın dostluğu güven veren bir cevherdi.
381 Seyit Erdoğan, sınıfta sessiz, dışarıda hayta,
Top görünce coşardı, sahaya çıkardı bir anda.
Ömer Çağlın'ı kızdırmak özel zevklerinden biriydi,
Kopya çekmekte de maşallah, sınıfın ustalarındandı.
Yazılıda sol eliyle kitabı çok güzel karıştırırdı,
Hoca görmese de sınıf onun marifetini tanırdı.
Bir de havuçla özel bir bağı vardı Seyit'in,
Bu sırrı çözmeye yetmedi bütün zekâsı 12/A'nın!
442 Sezai Koçak, Gölbaşı'nın mütevazı çocuğu,
Sessiz, güleç yüzlü, gönlü güzel, özü doğru.
İyi insandı, güzel insandı, sakin yaşardı,
Sezai'nin gülüşü bahçeye huzur taşırdı.
430 Şeref Boztepe, iyiliksever, yardımsever,
Zayıf, atletik; futbolda da çok mahir bir nefer.
Derste pencereden dışarı bakmayı severdi,
Bazen de uykuya dalıp dünyayı terk ederdi.
Davut ve Yılmaz'la takılır, sohbeti koyulaştırırdı,
Kardeşi Erdal'la pek fazla takılmazdı.
Hayvan görünce biraz mesafeyi korurdu,
Ama dostuna gelince yüreğini sonuna kadar açardı.
---
SINIFTA DEĞİL, GÖNÜLDE OLANLAR
Ümit Erdoğan başka okulda okudu belki,
Ama 12/A'yı bırakmadı; gönlü bizimleydi belli.
“Ümit de bizdendir” dedik, başka söze gerek yok,
Bazı dostluklar sınıftan değil, yürekten olur; bu çok.
Mehmet Demirok başka okulda okudu ama bizden,
12/A'nın hatıra defterinden çıkmadı hiç içimizden.
Güzel insan, var olsun, bahtiyar olsun,
Dostluğu daim, gönlü huzurla dolsun.
İsmail Bayram başka okulda okudu belki,
Ama 12/A'yı bırakmadı, gönlü bizimleydi belli.
Ümit gibi, Mehmet gibi o da bizden,
Bazı çiçekler bahçeden ayrılır ama kökü kalır gönülden.
30 Yakup Himmetoğlu, bisikletli çocuk,
Derse geç kalırdı ama gönlü temizdi, özü yumuşak.
Cana yakın, efendi; Cemal'le uğraşmayı severdi,
Cemal'i görünce Yakup'un yüzünde ayrı bir neşe belirirdi.
Bisikletiyle okul yolunda görünürdü uzaktan,
Geç kalmak onun için sanki yazılmıştı kaderden.
Ama dostlukta zamanında, gönülde yerindeydi,
Yakup da 12/A'nın unutulmaz çiçeklerindendi.
407 Yılmaz Mangal, sınıfın zengin çocuklarından,
Şık ve temiz giyinir, fark edilirdi kıyafetlerinden.
Top oynamayı severdi, sahaya çıkardı keyifle,
“Zengin çocuk ayrıcalığı” derdik biraz da şakayla, tebessümle.
70 Yusuf Altıntaş, sosyal hayatın aktif adamı,
Nabza göre şerbet verir, iyi bilirdi ortamı.
Sınıfta alınan kararlarda yönlendiriciydi,
Şakacı, espriliydi; tartışmaya pek girmezdi.
Okumayı severdi, kitabına daldı mı başka âleme geçerdi,
Ama okurken rahatsız edilmekten hiç hoşlanmazdı.
“Kitap okuyorum kardeşim, biraz sessizlik!” derdi,
12/A'da Yusuf okuyorsa dünya bir süreliğine susardı.
---
VE ŞİMDİ BAHÇENİN TAMAMINA BAKALIM…
Kimimiz gül, kimimiz lale, kimimiz manolya,
Kimimiz kasım patı, kimimiz papatya…
Rengimiz başka, kokumuz başka, huyumuz başka belki,
Ama aynı bahçede açtık; aynı gençliğin çiçekleriydik.
Kimimiz sessizdi, kimimiz çok konuştu,
Kimimiz uyudu, kimimiz ders çalıştı, kimimiz top koşturdu.
Kimimiz parayı sevdi, kimimiz kitabı, kimimiz uykuyu,
Kimimiz kahkahayı, kimimiz futbolu, kimimiz dostluğu.
Ama bu bahçede diken yoktu.
Zararlı ot hiç olmadı.
Kimse kimsenin güzelliğini gölgelemek için açmadı.
Çünkü 12/A'nın sırrı buydu:
Her çiçek başka türlü güzeldi.
Ama bahçeyi güzel yapan,
çiçeklerin birbirine benzemesi değil,
yan yana durmayı bilmesiydi.
Yıllar geçti…
Zil sustu.
Tahta silindi.
Sıralar değişti.
Defterler kapandı.
Karneler, diplomalar, sınavlar unutuldu.
Ama bir şey unutulmadı:
12/A.
Bir gün biri “521” dese Ahmet gelir akla,
“897” dese Bayram'ın kahkahası düşer kulağa.
“57” denince “Nasip!” yankılanır bir anda,
“46” denince Nuri belirir ön sırada.
“821” denince ayna düşer duvardan,
“22” denince bir garip çıkar yeniden yıllardan.
“381” havuçla gelir, “889” “Yok gardaş la!” der,
“569” kahkahasıyla sofrada kaynak yapar, herkesi deler!
İşte numaralar böyle sıradan rakamlar değil artık,
Her biri bir insan, bir hatıra, bir gençlik demektir artık.
Yoklama defterindeki sayılar değiliz biz yalnızca,
Bir ömrün en güzel sayfasıyız aslında.
---
SON YOKLAMA
Şimdi öğretmenimiz sınıfa girse yeniden,
Elinde yoklama defteri, gözlüğünü takıp dese:
“Ahmet Ünal?”
Buradayım!
“Alaattin Coşkun?”
Buradayım!
Ve tek tek bütün isimler okunsa…
Kimimiz kahkahayla,
Kimimiz “Hocam buradayım!” diyerek,
Kimimiz sessizce,
Kimimiz şakasıyla cevap verse…
En son öğretmen sorsa:
“12/A?”
Hep bir ağızdan haykırsak:
“BURADAYIZ HOCAM! HEP BURADAYIZ!”
Çünkü okuldan mezun olduk belki,
Ama 12/A'dan mezun olmadık.
---
12/A'YA SON SÖZ
Bu şiir yalnızca bir şiir değildir;
Bir sınıfın hafızası, bir gençliğin hatırasıdır.
Bu şiirde adı geçen her arkadaşım,
Bu bahçede açmış ayrı bir çiçektir.
Kimimiz gül, kimimiz lale, kimimiz manolya,
Kimimiz kasım patı, kimimiz papatya…
Ama hepimiz aynı bahçenin çiçekleriyiz.
Dikenimiz yoktu.
Zararlı otumuz yoktu.
Çünkü bizim bahçemizde dostluk vardı,
ve dostluğun olduğu yerde kötülük yeşermezdi.
Bugün hepimiz hayatın başka bir köşesindeyiz.
Kiminin saçına ak düştü,
kiminin yüzüne yılların çizgileri yerleşti,
kimi yuvasını kurdu,
kimi çocuklarını büyüttü,
kimi hâlâ gençliğin peşinden koşuyor.
Fakat ne zaman bir araya gelsek,
o yıllar yeniden başlayacak.
Bir kahkaha yükselecek…
Bir “Nasip!” duyulacak…
Bir “Yok gardaş la!” sözü ortalığı çınlatacak…
Bir yerden “Anadın mı?” gelecek…
Ve biz bir anda yeniden genç olacağız.
İşte bu yüzden; Tüm 12/A arkadaşlarıma en derin saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.
Her birinize;
sağlık, sıhhat, afiyet,
mutluluk, huzur, bereket,
vefa, iyilik, güzellik,
gönül ferahlığı ve hayırlı uzun bir ömür diliyorum.
Allah gönlünüzden geçen güzellikleri nasip etsin.
Yuvanıza huzur, sofranıza bereket,
kalbinize mutluluk, ömrünüze sağlık versin.
Dostluğumuz daim, muhabbetimiz baki olsun.
Ve diliyorum ki bu şiir,
her yıl düzenleyeceğimiz 12/A buluşmalarında
bir arkadaşımız tarafından yeniden okunsun.
Her okunduğunda birimiz gülsün,
birimiz duygulansın,
birimiz “Vay be, ne günlerdi!” desin.
Çocuklarımız, hatta torunlarımız bir gün bu şiiri duyduğunda,
“Bunlar nasıl bir sınıfmış?” diye merak etsin.
Biz de onlara gururla diyelim ki:
“Evlatlar…
Biz 12/A'ydık.
Bizim sınıfımız sıradan bir sınıf değildi.
Biz bir çiçek bahçesiydik.
Her birimiz ayrı renktik.
Ama aynı bahçede açtık.”
Ve yıllar ne kadar geçerse geçsin,
bu şiirin son dizesi değişmesin:
«Bir gün dünya bizi unutsa bile,
12/A birbirini unutmasın.
Çünkü bazı sınıflar okulda kalır;
bazıları insanın ömrüne yazılır.
Bizimki de öyleydi…
12/A, ömrümüzün en güzel baharıydı.»
Bir bahçe kurduk gençliğin en güzel çağında,
Her çiçek ayrı renkti, aynı sevdanın bağında.
Yıllar geçse de solmaz gönüldeki o bahçe,
12/A yaşayacak dostluğun her çağında.
Gün gelir hayat bizi ayrı yollara salar,
Kimi uzak diyarda, kimi kendi evinde yaşar.
Fakat vefa denilen o görünmez bağ var ya;
12/A'nın çiçekleri, gönülden gönüle hep açar.
Bu şiir 12/A'nın şiiridir.
Bu hatıra 12/A'nın hatırasıdır.
Bu bahçe hepimizin bahçesidir.
Ve son sözümüz şudur:
“12/A'LI OLMAK BİR SINIFTA OKUMAK DEĞİL,
BİR ÖMÜR BOYU AYNI HATIRANIN İÇİNDE YAŞAMAKTIR.”
Saygı, hürmet ve muhabbetlerimle…
Tüm 12/A arkadaşlarıma…
Ömür boyu sağlık, huzur, mutluluk ve afiyet dileğiyle…
Mahrumi.
Kayıt Tarihi : 18.08.2026 10:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.



