Esmâ-ül Hüsnâ Lügatı Şiiri - Uğur Benek

Uğur Benek
23

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Esmâ-ül Hüsnâ Lügatı

ALLAH:
Ezel ile ebedin arasında kutlu nur...
Zikriyle gönüllere dolan mânevî huzur.

ER-RAHMÂN:
Mahlûkâta rızk veren, tükenmeyen bereket;
Esirgeyen gücüyle âlemlere sükûnet...

EL-MELÎK:
Cümle yaradılanın, kâinâtın sâhibi...
Her zerrenin tapusu, fukarâ kalb tabîbi!

ER-RAHÎM:
Resûlullah’la aynı safta olan ümmetin,
Ardına kadar açar kapısını rahmetin...

EL-KUDDÛS:
Âlemde bir umman ki, doldurur aşk tasını.
Hiç kimse kalp pasının göremez noktasını.

ES-SELÂM:
Cennetteki dostlara ev sâhibinden kelâm;
Kullarına selâmet veren O’dur vesselâm!

EL-MÜ’MÎN:
Hak yolunda yürüyen peygamberine şâhit;
Mü'min olan beşere, nur kandilinden muhit!

EL-MÜHEYMÎN:
Dilerse rızkı vermez, sabır için kullara;
Dilerse saltanatı seriverir yollara.

EL-AZÎZ:
O’ndan büyük pâdişâh, ne mümkün, sümme hâşâ!
Kâfir beşer mahşerde nâçar düşer telâşa...

EL-CABBÂR:
Kudreti kâinâta sığmaz, gâibe taşar.
Azâmeti ebedî zamanları da aşar.

EL-MÜTEKEBBÎR:
Şüpheye mahâl yoktur, yücelerin yücesi!
O’nunla imhâ olur hâdisenin nicesi.

EL-HÂLIK:
Varlığın ve kaderin takdîrine hâkimdir.
Olmayanı yaradan, ezel ebed hekimdir.

EL-BÂRİ:
Dikeni gül dalına, nişan diyerek koymuş.
Toprak değil, su değil, gülü yaşatan o’ymuş.

EL-MUSAVVÎR:
Vukû bulur emriyle mahlûkâtın eşkâli.
Secdeye şevk veriyor kalplerdeki işgâli.

EL-GAFFÂR:
Güneşe bulut gibi günahlara perdedir.
Âşikâr etmez suçu, cezâsı mahşerdedir.

EL-KAHHÂR:
Karşısına geçip de cüret eden inkâra,
Cehennem ateşinde döner erimiş kar’a.

EL-VAHHÂB:
Kullarına nîmeti çokça ihsân eden Rab,
Dilde elhamdülillâh, ne güzel sıfat Vahhâb!

ER-REZZÂK:
Aldığımız son nefes bile O’nun nîmeti;
Son nefese de şükür, vuslatın alâmeti.

EL-FETTÂH:
Bir Kurân-ı Kerim ki, sayfasında yok müşkül.
“Ol” dese oluverir, darlık ateşi bir kül.

EL-ÂLİM:
İlim kaleminde hiç tükenmeyen mürekkep;
Cihân ve âhirete kılavuz olan mektep.

EL-KÂBIT:
Şükrü zikir etmeyen, dil pasını silemez.
Dar yollardan geçmeyen, yürümeyi bilemez.

EL-BÂSİT:
Lütf ile muâmele, sâlihlere ihsânı...
Her hayrı kullarına varlığının lisânı.

EL-HÂFID:
Nice mağrur kavimler, nice küfre düşenler,
Helâk oldu İblis’in ateşiyle pişenler.

EL-RÂFİ:
İmân ışığı yakıp selâmete erdirir;
İrfân ile cenneti yollarına serdirir.

EL-MUÎZ:
Şu cihanda olmaya, ikrâmından tek bir iz;
İzzeti şânındandır, şânından da pek azîz.

EL-MUZÎL:
Musîbet arayanlar, lâyıktır azâbına;
Yola gelmeyen kullar, uğrarlar gazâbına.

ES-SEMÎ:
Konuşmaya ne hâcet! Gönülden versen bir ses,
Her şeyi işitendir, lahzada bulur nefes.

EL-BASÎR:
Zifiri karanlıkta, O âlemi sarınca,
Kandil gibi ışıldar simsiyah bir karınca.

EL-HAKEM:
Emriyle tüm mahlûkât, eder hükmüne icrâ;
Sanılmasın ki makber enginlerde bir ücrâ.

EL-ADL:
Arasat meydanında işitilen sesinde,
Adâletle hükmeder terâzi kefesinde.

EL-LATÎF:
Sırat köprüsü gibi mânâdan yana ince,
Bilinmeyen o lahza, görülür halk edince.

EL-HABÎR:
Yalnız sanmasın kimse kendini mekân dardır;
Yapılan gizli kalmaz, her şeyden haberdardır.

EL-HÂLİM:
Azabdan evvel rahmet kapısını aralar,
Yumuşak hâlleriyle kalpte inci sıralar.

EL-AZÎM:
Rahlemde Kurân’ımla adını etsem ezber,
Günde beş defâ ezan sesi: Allâhu Ekber!

EL-GAFÛR:
Günah işleyen kulun kalbinde izi vardır;
Vücutta ten olmasa, yüzler yere nazardır.

EŞ-ŞEKÛR:
Cürme tövbe, nîmete şükretmek kefârettir.
Elhamdülillâh demek, ne büyük bir nîmettir.

EL-ALİYY:
Kürsüsüne Kurân’dan başka kitap konulmaz;
Yücelerden yücedir, hiçbir şeyde yanılmaz.

EL-KEBÎR:
Çölde kalanlara su, buz tutan kalbe ateş;
Târifine imkân yok, bulunmaz O’na bir eş.

EL-HÂFIZ:
Koruyup gözetiyor, emânet ettiğini...
Hiçbir mahlûk göremez, terk edip gittiğini.

EL-MUKÎT:
Bir dilim ekmek için bir avuç un yaratmış;
Dağıttığı rızkların değeri son karatmış.

EL-HASÎB:
Veresiye defteri sayalım bu dünyâyı;
Hesap ânı gelince, bozacak bu rüyâyı.

EL-CELÎL:
Şânıyla tûfan olmuş bir katre su çöllerde;
İmânsız helâk olmuş, boğularak göllerde.

EL-KERÎM:
Sakınmaz nîmetini, kıymet bilen kulundan.
Cömertlikte zirvede, gidersen hak yolundan.

EL-RAKÎB:
İster dağın ardına, ister yerin dibine,
Nereye girsen görür, ister çelik kabine.

EL-MUCÎB:
Duâ için açılan avuçlarda tecellî,
Âmin zikri yüreğe umut ile tesellî.

EL-VÂSİ:
İlmiyle âlemlerde kürsüleri kuşatmış;
Hak için çarpan kalbi, imân ile yaşatmış.

EL-HAKÎM:
Hüküm mührünü vurup pâk mübârek kâğıda,
Müslümanlar okurken İblis durmuş ağıda.

EL-VEDÛD:
Sevmek de ibâdettir, sevdiğin mûteberse;
Muhabbet hâsıl olur, şâyet vuslat kaderse.

EL-MECÎD:
Lügatteki târife sığmayan Azimüşşân!
Gördüğümüz manzara, yüceliğine nişan.

EL-BÂİS:
Makbere defnedilen her fânî dirilecek.
Ol ebedî hayâta Sûr ile girilecek.

EŞ-ŞEHÎD:
Ezelden ebede her vukû bulana şâhit;
İnsanın bilmediği sırlara da müşâhit.

EL-HAKK:
Gözlerin çevrildiği yerde tezâhür eder;
Fahr-i Kâinât aşkla Kurân’ı mühür eder.

EL-VEKÎL:
Önünde saf tutamam, senin kapından başka.
İtîmat kilidiyle ancak çıkılır köşke.

EL-KAVİYY:
Bir lahzada eritir kutuptaki buzları;
İnsan ölmeden kalbde eritmeli buğzları.

EL-METÎN:
Kalem kırılır ama ağacı kırılamaz;
Kudretini inkârla bir yere varılamaz.

EL-VELİYY:
Kelâmını hatmeden, Rabbi ile dost olur;
Cennet bahçelerinde, Kevser içip mest olur.

EL-HAMÎD:
Toprağından dem alıp açar ezân çiçeği;
Övgüye lâyık olan, gösteriyor gerçeği.

EL-MUHSÎ:
Her ne varsa âlemde sayısını biliyor.
Katmer katmer günahı, şükrün ile siliyor.

EL-MUBDÎ:
Misli yokken mahlûkun, vâr etti cümlesini;
Şekil verip başlattı, imtihân hamlesini.

EL-MUÎD:
Topraktaki tomurcuk büyüyüp meyve verir;
Dalından yere düşüp eski hâline gelir.

EL-MUHYÎ:
Rahminde beyaz karın, çırpınırken kardelen,
Güneş doğup üstüne, cân ile gelir selen.

EL-MÜMÎT:
Can verip can alanla, ölüm ne güzel vuslat!
Cânâna varmak için gönül gözünü ıslat!

EL-HAYY:
İnsanlar kefenlenir, bitki dalında kurur.
Kervanlar göçerken O, yerli yerinde durur.

EL-KAYYÛM:
Mü’minler birbirine bağlanmış bir binâdır.
Enkazlardan kurtaran, fesattan imtinâdır.

EL-VÂCİD:
Varlığım fedâ olsun yegâne sâhibime!
Âzâdımı istemem, mühür vursun kalbime.

EL-MÂCİD:
Şânına boyun eğip etmeli aşkla secde...
Salınsın gözyaşları, gönül kapılsın vecde.

EL-VÂHİD:
Her dâim yanımızda, gündüzü akşamıyla;
Yegâne mevcuduyla, bitmez ihtişâmıyla.

ES-SAMED:
Şefaat dileyerek, mihrâba yüz vurmalı.
Affına muhtâç olan kul ağlayıp durmalı.

EL-KADÎR:
Medet sâdece O’ndan, zîrâ her şeye kâdir.
Yıldızlar yanar cennet hududlarında bir bir.

EL-MUKTEDÎR:
Rüzgârıyla o lahza savurur tenden rûhu;
Helâk eder imândan o münezzeh gürûhu.

EL-MUKADDÎM:
Ne mutlu ki şükrünü eksik etmemiş beşer,
Ön saflarda yürüyüp Arş gölgesine düşer.

EL-MUAHHÎR:
Emre itaatsiz kul geride kalan zelîl;
CihÎnda ettikleri, âhiretine delîl.

EL-EVVEL:
Ezelin öncesinde yine yaradan vardı.
Zîrâ ezeli de halk eden yüce mîmardı.

EL-ÂHİR:
Son defâ selâm verip cihâna batar güneş;
Işık söner, ruh göçer, O kalır varlığa eş.

EZ-ZÂHİR:
Kalben tasdîk ederim, dille ikrâr ederim;
Varlığını reddeden sözü inkâr ederim.

EL-BÂTIN:
Açılsa sır perdesi, dağlar yerinden oynar.
Aralasan bir nebze, gözler eriyip kaynar.

EL-VÂLİ:
Yalnız O’nun hükmünde, kâinâtı idâre.
Olmasaydı cihânı zapt ederdi bâdire.

EL-MÜTEÂLİ:
Yüceliği önünde sükût edip çökmeli;
Secdeye alın vurup gözyaşları dökmeli.

EL-BERR:
İyi hâlinden suâl etmekten men olmuşuz;
Zîrâ baştan aşağı kadar salâh bulmuşuz.

EL-TEVVÂB:
Peygamber müjdeliyor, hamdü senâ dildedir.
Cennetin anahtârı, tövbe eden eldedir.

EL-MUNTEKÎM:
Hak huzûrunda yalın ayakla kalınacak.
Zulme tâbî olandan intikâm alınacak.

EL-AFÜVV:
Affına mazhâr olur, gönülden niyâz eden.
Aftan ümit kesilse, nasıl yaşardı beden?

ER-RAÛF:
Şefkati ile sarar merhamet kundağına;
Muhabbetini yazar, kulun gönül dağına.

MÂLİK’ÜL-MÜLK:
Sıra sıra saf tutan âlemlerin tapusu.
Mülk sâhibine şâhit, Arş-ı Âlâ kapısı.

ZÜLCELÂLİ VE’L-İKRÂM:
Dünyâda misâfiriz; nerde Ashâbı Kirâm?
Gelip geçen her fânî görmüş izzetü ikrâm.

EL-MUKSÎT:
Hazreti Âdem aynı demi teneffüs etmiş.
Adâletin kendisi hak yolunu vâdetmiş.

EL-CÂMİ:
Her mahlûkât, her beşer kıyâmette toplanır.
Zâlimler cehennemde ateşlere saplanır.

EL-GANİYY:
Hazînelerle dolu sandığın anahtârı;
Hesâbı akla ziyân tükenmeyen miktârı.

EL-MUĞNÎ:
Gönül kapın açıksa, sen herkesten zenginsin.
Zemzemle doldurulmuş denizlerden enginsin.

EL-MÂNİ:
İstemezse şâyet kim şu dünyâyı döndürür?
Emriyle kâinâtın güneşini söndürür.

ED-DARR:
Ne gelirse hamd olsun, kalpteki ezâ bile!
Belâ sandıklarımız, hayırlara vesîle.

EN-NÂFİ:
Yatağında gecenin kasvetiyle bir hasta,
Duâdan müteşekkil şifâsına vâsıta.

EN-NÛR:
Kâinâtın güneşi, nûrunun bir mislidir.
Görmeye kudret yetmez, gözler ondan islidir.

EL-HÂDİ:
Gözdeki sis perdesi yırtılıp da dağılsa,
Kul hidâyet vereni, doğru yolunu bulsa...

EL-BEDÎ:
Âlemleri târifte bütün diller lâl olur.
Müşkül olan tasvîre, fayda ilmihâl olur.

EL-BÂKİ:
Ecelin şerbetini ikrâm eder de sâki,
Cemî cümle mahlûkât gider O kalır bâki.

EL-VÂRİS:
Her servetin hakîki sâhibi O’dur yalnız.
Neden sandın ey gönül, neden kabristan ıssız?

EL-RÂŞİT:
Gösterdiği yol doğru nizâm ile çevrilmiş.
Rehberden ayrılan kin rüzgârıyla devrilmiş.

ES-SABÛR:
Olmasa âsilere tövbe için müddeti...
Cihânda vâr olurdu, cehennemin şiddeti.

(18 Ocak 2007)

Uğur Benek
Kayıt Tarihi : 19.1.2008 18:08:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Şevki Çiftçi
    Şevki Çiftçi

    En Güzel isimler Allah'ındır...Ve isimleri şiire dökmek ayrı bir güzelliktir...Tebrik ederim....

    Cevap Yaz
  • Huseyin Zarar
    Huseyin Zarar

    UĞUR BEY ALLAH İLHAMINIZI DAİM KILSIN
    SİZİN ŞİİRLERİNİZİ BÜYÜK BİR HAZ ALARAK OKUYORUM
    VE SON DERECE MUTLU OLUYORUM KUTLARIM+10+ANT

    Cevap Yaz
  • Rıza Akbulut
    Rıza Akbulut

    ne mutlu size O'nun tüm isimlerini bilmeniz bi tarafa
    o güzel isimlerin manasını böyle dizelere dökmek, ayrı bir marifet. kaleminiz daim olsun. selam ve dua ile

    Cevap Yaz
  • Ayşe Hazan Aydın
    Ayşe Hazan Aydın

    Esmâ-ül Hüsnâ Lügatı

    ALLAH:
    Ezel ile ebedin arasında kutlu nur
    Zikriyle gönüllere dolan manevî huzur

    ER-RAHMAN:
    Mahlûkata rızk veren tükenmeyen bereket
    Esirgeyen gücüyle âlemlere sükûnet

    EL-MELİK:
    Cümle yaratılanın kâinatın sahibi
    Her zerrenin tapusu müminlerin habîbi

    ER-RAHİM:
    Âdemoğlu neslinden Hak yolunda ümmetin
    Ardına kadar açar kapısını rahmetin

    EL-KUDDÜS:
    Âlemde bir umman ki doldurur aşk tasını
    Hiç kimse kalp pasının göremez noktasını

    ES-SELAM:
    Cennetteki dostlara ev sahibinden kelam
    Kullarına selamet veren O’dur vesselam

    EL-MÜ’MİN:
    Hak yolunda yürüyen peygamberine şahit
    Mümin olan beşere nur kandilinden muhit

    EL-MÜHEYMİN:
    Dilerse rızkı vermez sabır için kullara
    Dilerse saltanatı seriverir yollara

    EL-AZİZ:
    O’ndan büyük padişah ne mümkün sümme hâşâ
    Kâfir beşer mahşerde naçar düşer telaşa

    EL-CABBAR:
    Kudreti kâinata sığmaz gaibe taşar
    Azameti ebedi zamanları da aşar

    EL-MÜTEKEBBİR:
    Şüpheye mahal yoktur yücelerin yücesi
    O’nunla imha olur hadisenin nicesi

    EL-HALİK:
    Varlığın ve kaderin takdirine hâkimdir
    Olmayanı yaratan ezel ebet hekimdir

    EL-BARİ:
    Dikeni gül dalına nişan diyerek koymuş
    Toprak değil su değil gülü yaşatan oymuş

    EL-MUSAVVİR:
    Vuku bulur emriyle mahlûkatın eşkâli
    Secdeye şevk veriyor kalplerdeki işgali

    EL-GAFFAR:
    Güneşe bulut gibi günahlara perdedir
    Aşikâr etmez suçu cezası mahşerdedir

    EL-KAHHAR:
    Karşısına geçip de cüret eden inkâra
    Cehennem ateşinde döner erimiş kar’a

    EL-VAHHAB:
    Kullarına nimeti çokça ihsan eden Rab
    Dilde elhamdülillah selam sana el-Vahhab

    ER-REZZAK:
    Aldığımız son nefes bile O’nun nimeti
    Son nefese de şükür vuslatın alameti

    EL-FETTAH:
    Bir Kuran-ı Kerim ki sayfasında yok müşkül
    Ol dese oluverir darlık ateşi bir kül

    EL-ÂLİM:
    İlim kaleminde hiç tükenmeyen mürekkep
    Cihan ve ahirete kılavuz olan mektep

    EL-KABIT:
    Şükrü zikir etmeyen dil pasını silemez
    Dar yollardan geçmeyen yürümeyi bilemez

    EL-BASİT:
    Lütf ile muamele salihlere ihsanı
    Her hayrı kullarına varlığının lisanı

    EL-HAFID:
    Nice mağrur kavimler nice küfre düşenler
    Helak oldu İblis’in ateşiyle pişenler

    EL-RAFİ:
    İman ışığı yakıp selamete erdirir
    İrfan ile cenneti yollarına serdirir

    EL-MUİZ:
    Şu cihanda olmaya ikramından tek bir iz
    İzzeti şanındandır şanından da pek aziz

    EL-MUZİL:
    Musibet arayanlar layıktır azabına
    Yola gelmeyen kullar uğrarlar gazabına

    ES-SEMİ:
    Konuşmaya ne hacet gönülden versen bir ses
    Her şeyi işitendir lahzada bulur nefes

    EL-BASİR:
    Zifiri karanlıkta O âlemi sarınca
    Kandil gibi ışıldar simsiyah bir karınca

    EL-HAKEM:
    Emriyle tüm mahlûkat eder hükmüne icra
    Sanılmasın ki makber enginlerde bir ücra

    EL-ADL:
    Arasat meydanında işitilen sesinde
    Adaletle hükmeder terazi kefesinde

    EL-LATİF:
    Sırat köprüsü gibi manadan yana ince
    Bilinmeyen o lahza görülür halk edince

    EL-HABİR:
    Yalnız sanmasın kimse kendini mekân dardır
    Yapılan gizli kalmaz her şeyden haberdardır

    EL-HALİM:
    Azaptan evvel rahmet kapısını aralar
    Yumuşak halleriyle kalpte inci sıralar

    EL-AZİM:
    Rahlemde Kuran’ımla adını etsem ezber
    Günde beş defa ezan sesi Allahu Ekber

    EL-GAFUR:
    Günah işleyen kulun kalbinde izi vardır
    Vücutta ten olmasa yüzler yere nazardır

    EŞ-ŞEKUR:
    İşlenen günahlara şükretmek kefarettir
    Elhamdülillah demek ne büyük bir nimettir

    EL-ALİYY:
    Kürsüsüne Kuran’dan başka kitap konulmaz
    Yücelerden yücedir hiçbir şeyde yanılmaz

    EL-KEBİR:
    Çölde kalanlara su buz tutan kalbe ateş
    Tarifine imkân yok bulunmaz O’na bir eş

    EL-HAFIZ:
    Koruyup gözetiyor emanet ettiğini
    Hiçbir mahlûk göremez terk edip gittiğini

    EL-MUKİT:
    Bir dilim ekmek için bir avuç un yaratmış
    Dağıttığı rızkların değeri son karatmış

    EL-HASİB:
    Veresiye defteri sayalım bu dünyayı
    Hesap anı gelince bozacak bu rüyayı

    EL-CELİL:
    Şanıyla tufan olmuş bir katre su çöllerde
    İmansız helak olmuş boğularak göllerde

    EL-KERİM:
    Sakınmaz nimetini kıymet bilen kulundan
    Cömertlikte zirvede gidersen hak yolundan

    EL-RAKİB:
    İster dağın ardına ister yerin dibine
    Nereye girsen görür ister çelik kabine

    EL-MUCİB:
    Dua için açılan avuçlarda tecelli
    Âmin zikri yüreğe umut ile teselli

    EL-VASİ:
    İlmiyle âlemlerde kürsüleri kuşatmış
    Hak için çarpan kalbi iman ile yaşatmış

    EL-HAKİM:
    Hüküm mührünü vurup pak mübarek kâğıda
    Müslümanlar okurken İblis durmuş ağıda

    EL-VEDUD:
    Sevmek de ibadettir sevdiğin muteberse
    Muhabbet hâsıl olur şayet vuslat kaderse

    EL-MECİD:
    Lügatteki tarife sığmayan Azimüşşan
    Gördüğümüz manzara yüceliğine nişan

    EL-BAİS:
    Makbere defnedilen her fani dirilecek
    Baki olan hayata Sur ile girilecek

    EŞ-ŞEHİD:
    Ezelden ebede her vuku bulana şahit
    İnsanın bilmediği sırlara da müşahit

    EL-HAKK:
    Gözlerin çevrildiği yerde tezahür eder
    Muhammed Nebi şahit Kuran’ı mühür eder

    EL-VEKİL:
    Önünde saf tutamam senin kapından başka
    İtimat kilidiyle ancak çıkılır köşke

    EL-KAVİYY:
    Bir lahzada eritir kutuptaki buzları
    İnsan ölmeden kalpte eritmeli buğzları

    EL-METİN:
    Kalem kırılır ama ağacı kırılamaz
    Kudretini inkârla bir yere varılamaz

    EL-VELİYY:
    Kelamını hatmeden Rabbi ile dost olur
    Cennet bahçelerinde Kevser içip mest olur

    EL-HAMİD:
    Toprağından dem alıp açar ezan çiçeği
    Övgüye layık olan gösteriyor gerçeği

    EL-MUHSİ:
    Her ne varsa âlemde sayısını biliyor
    Katmer katmer günahı şükrün ile siliyor

    EL-MUBDİ:
    Misli yokken mahlûkun var etti cümlesini
    Şekil verip başlattı imtihan hamlesini

    EL-MUİD:
    Topraktaki tomurcuk büyüyüp meyve verir
    Dalından yere düşüp eski haline gelir

    EL-MUHYİ:
    Rahminde beyaz karın çırpınırken kardelen
    Güneş doğup üstüne can ile gelir selen

    EL-MÜMİT:
    Can verip can alanla ölüm ne güzel vuslat
    Canana varmak için gönül gözünü ıslat

    EL-HAYY:
    İnsanlar kefenlenir bitki dalında kurur
    Kervanlar göçerken O yerli yerinde durur

    EL-KAYYUM:
    Müminler birbirine bağlanmış bir binadır
    Enkazlardan kurtaran fesattan imtinadır

    EL-VACİD:
    Varlığım feda olsun yegâne sahibime
    Azadımı istemem mühür vursun kalbime

    EL-MACİD:
    Şanına boyun eğip etmeli aşkla secde
    Salınsın gözyaşları gönül kapılsın vecde

    EL-VAHİD:
    Her daim yanımızda gündüzü akşamıyla
    Yegâne mevcuduyla bitmez ihtişamıyla

    ES-SAMED:
    Şefaat dileyerek mihraba yüz vurmalı
    Affına muhtaç olan kul ağlayıp durmalı

    EL-KADİR:
    Medet sadece O’ndan zira her şeye kadir
    Yıldızlar yanar cennet hudutlarında bir bir

    EL-MUKTEDİR:
    Rüzgârıyla o lahza savurur tenden ruhu
    Helak eder imandan o münezzeh güruhu

    EL-MUKADDİM:
    Ne mutlu ki şükrünü eksik etmemiş beşer
    Ön saflarda yürüyüp Arş gölgesine düşer

    EL-MUAHHİR:
    Emre itaatsiz kul geride kalan zelil
    Cihanda ettikleri ahiretine delil

    EL-EVVEL:
    Ezelin öncesinde yine yaradan vardı
    Zira ezeli de halk eden yüce mimardı

    EL-AHİR:
    Son defa selam verip cihana batar güneş
    Işık söner ruh göçer O kalır varlığa eş

    EZ-ZAHİR:
    Kalben tasdik ederim dille ikrar ederim
    Varlığını reddeden sözü inkâr ederim

    EL-BATIN:
    Açılsa sır perdesi dağlar yerinden oynar
    Aralasan bir nebze gözler eriyip kaynar

    EL-VALİ:
    Yalnız O’nun hükmünde kâinatı idare
    Olmasaydı cihanı zapt ederdi badire

    EL-MÜTEALİ:
    Yüceliği önünde sükût edip çökmeli
    Secdeye alın vurup gözyaşları dökmeli

    EL-BERR:
    İyi halinden sual etmekten men olmuşuz
    Zira baştan aşağı kadar salah bulmuşuz

    EL-TEVVAB:
    Peygamber müjdeliyor hamdüsena dildedir
    Cennetin anahtarı tövbe eden eldedir

    EL-MUNTEKIM:
    Hak huzurunda yalın ayakla kalınacak
    Zulme tabi olandan intikam alınacak

    EL-AFÜVV:
    Affına mazhar olur gönülden niyaz eden
    Aftan ümit kesilse nasıl yaşardı beden

    ER-RAUF:
    Şefkati ile sarar merhamet kundağına
    Muhabbetini yazar kulun gönül dağına

    MALİK’ÜL-MÜLK:
    Sıra sıra saf tutan âlemlerin tapusu
    Mülk sahibine şahit arş-ı ala kapısı

    ZÜLCELALİ VE’L-İKRAM:
    Dünyada misafiriz nerde Ashabı Kiram
    Gelip geçen her fani görmüş izzetüikram

    EL-MUKSİT:
    Hazreti Âdem aynı demi teneffüs etmiş
    Adaletin kendisi hak yolunu vadetmiş

    EL-CAMİ:
    Her mahlûkatı beşer kıyamette toplanır
    Zalimler cehennemde ateşlere saplanır

    EL-GANİYY:
    Hazinelerle dolu sandığın anahtarı
    Hesabı akla ziyan tükenmeyen miktarı

    EL-MUĞNİ:
    Gönül kapın açıksa sen herkesten zenginsin
    Zemzemle doldurulmuş denizlerden enginsin

    EL-MANİ:
    İstemezse şayet kim şu dünyayı döndürür
    Emriyle kâinatın güneşini söndürür

    ED-DARR:
    Ne gelirse hamd olsun kalpteki eza bile
    Bela sandıklarımız hayırlara vesile

    EN-NAFİ:
    Yatağında gecenin kasvetiyle bir hasta
    Duadan müteşekkil şifasına vasıta

    EN-NUR:
    Kâinatın güneşi nurunun bir mislidir
    Görmeye kudret yetmez gözler ondan islidir

    EL-HADİ:
    Gözdeki sis perdesi yırtılıp da dağılsa
    Kul hidayet vereni doğru yolunu bulsa

    EL-BEDİ:
    Âlemleri tarifte bütün diller lal olur
    Müşkül olan tasvire fayda ilmihal olur

    EL-BAKİ:
    Ecelin şerbetini ikram eder de saki
    Cemi cümle mahlûkat gider O kalır baki

    EL-VARİS:
    Her servetin hakiki sahibi O’dur yalnız
    Neden sandın ey gönül neden kabristan ıssız

    EL-RAŞİT:
    Gösterdiği yol doğru nizam ile çevrilmiş
    Rehberden ayrılan kin rüzgârıyla devrilmiş

    ES-SABUR:
    Olmasa asilere tövbe için müddeti
    Cihanda var olurdu cehennemin şiddeti

    (18 Ocak 2007)

    MAŞALLAH ....
    BAREKALLAH........
    RABBİM KALEMİNİZİ HAKİKATİN EMRİNDE DAİM EYLESİN....

    Cevap Yaz
  • Ayça Asil
    Ayça Asil

    Kardeşim Allah sizden ebeden razı olsun. Çok güzel ve manalı bir eser olmuş. Allah yolunuzu açık etsin. Saygılar

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (72)

Uğur Benek