Bir üflesen, uçar gider
büyür de büyür cümleler
senden hem zamanını çalar hem emeğini
Kelimeler devleşir, pervane olur peşinde.
Gel dökelim ortaya desen,
haznede harf bile kalmaz.
Yığsan çok,
bölsen az.
Daha nicedir insanın bir ömürde sakladığı bu dokunuşlar
İyisiyle kötüsüyle binlerce kez değiştirir
bir kez dokundun mu,
bil ki bu etki sürer gider aylarca
Bir ekmek mi aldın fırından?
Kokusundan,
elinde duruşundan,
her adım atışından sarsılır bir başka gönül
Bu koku sanki yıllardır hiç gitmemiş,
gecekonduların kömürü bacalardan
hiç eksilmemiş gibi,
semti karaya boyamış gibi.
Yoksulluğun kokusu gibi
Gecekondu mu kaldı
Kalmadı da
kömürün kokusu kalmış ama
aklımda.
Yoksulluk içimizde,
Yoksul adamlar vaktini
her daim kahve köşelerinde geçirirmiş
dün yola çıkmadan evvel
bir kıraathanede oturmuşum.
Orada harcayacak vakit çoktu
Herkes bilir mazlumun dostuyumdur.
ihtiyar diyorlar bana şimdi
ama bence öyle değil.
Yaşım atmış diye
mahallede kimse dilinden düşürmüyor.
Kahvede ,köşede konuşuyorlar
Dün berberde duydum ben de.
E.. hastaneye yatmayacak mısın
Tek başına ölüp gideceksin evinde,
haberimiz de olmayacak sonra.
Ulan yalnızlık ne zor be!
Vallahi yalnızlık zor.
Allah kimseyi yalnız bırakmasın .
Bütün ömrünü fakire fukaraya harca
sonra gel hasta yatağında
bakacak kimsen olmasın
Dünya ne garip be
Kimsenin ne olacağı belli olmuyor,
Allah sonumuzu hayreylesin…
Akşama doğru,
karanlık çöküyor
Puslu bir hava var ortalıkta
Sanki her şey sözleşmiş gibi, kapkaranlık.
Ya da elimde kör bir fener var da
tuttuğum yeri bile doğru düzgün aydınlatamıyor.
gördüğüm yer
sadece feneri tuttuğum yerden ibaret.
Gördüğüm,
yalnızca içimdeki yoksulluktan ibaret.
Taksim’deyim.
Tarihî tramvayla yukarı çıkacak,
oradan caddeye yürüyecek.
Orta bir yerlerde dolaşacağım
Kalabalıkta yanımda yürüyen adama çarptım.
Biriyle daha çarpıştım.
Yaşam artık öylesine tekdüze ve öylesine bütün ki
mekânları bile birbirinden ayıramıyorum.
Her şey zıddıyla mümkündür der eskiler.
Artık hiçbir şeyin zıddını bulamıyorum.
Mahalledeki kör feneri burada da tutuyorum
etrafa istemsizce.
Onun puslu gölgeleri
hakikati eşyaya söyletiyor sanki.
Yoksulluk içimizde diyordu ya biri,
hatırlayamıyorum yahu kimdi.
Her neyse.
Kimse kim.
Ne önemi var ki?
Yalan dünya değil mi be!
Kimseye kalmıyor işte.
Kim bilir biz ne hâllere düşeceğiz.
Öyle vallahi.
sinsi dönüşümlere gebe
Köpük köpük, damla damla eriyip gidiyor günler
Yerlerde gezinen bir gazetedeki
haberden öğreniyorum
mendireğe attığı çakıl taşıyla
ürken martıların
alkışa benzeyen kanat seslerini
vapur dumanının yüreği sıcak
sırtıma havlu koyan annemi hatırlıyorum
birde kanadı kırık martıları
caminin minaresine tüneyen martıları
eski bir sokağın kıvrımında
yolun iki ucunu gösteren trafik aynalarında
pinekleyen
soğuk bir oda ve yalnızlık
kalpte pişmanlık duygusunun izi
vecitli saatler yaşıyorum
ne zaman kafamdakilere mâkes olacaklar
her nefesle
her gün yeniden
başlayacak yeni bir hikayem
Bir şeyler yazarsın,
en derin acıları demlersin kaleminle
Fark edemezsin
Bir söz söylersin birine
bir yerlerde,
bir vakitte…
O söz bir insanı yoğurur
0 insan bürünür bir duyguya
0 duygu dönüşür bir eyleme
0 eylem bir insana bulaşır
0 insan bir ihtilal gerçekleştirir
İhtilaller memleketleri değiştirir.
Med vakti
kaybeder rengini yalnızlık
depreşir boz bulanık,
Çalkalanır
Cezre dönüşür
Bir kanlı ihtilal de yüreğimde
Ruhum ağır ağır sallanır darağacında
Tek suçlu benmişim gibi
redfer
İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 23.8.2025 00:52:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!