Yürürüm...
Bir segâhî akşamdır.
Kıvranır durur ruhum inşirah makamında.
Parmak uçlarımda ay sancılanır.
Avuçlarım ömrümün arka bahçesi
Kehribar yağmurlarla serencâmı sararmış
Irmaklara öykünme!
Virane şehirlerin eteklerinde
Üşüyorlar kederden.
İçinde dövünen suları sustur!
Keserken çığlıklar asrın şah damarını
ve kağıttan gemilerini yüzdürürken çocuklar
Ne sokaklar yürüdüm :
Hissizliğin mayın tarlası.
Buz kesiği cinayetlere kurban
Öldüğünden bîhaber cesetlere bata çıka.
Paçalarım kan revân...
Gözleriniz vardı
Şahin gibi keskin, gün gibi aydın.
İsteseydiniz gorebilirdiniz
8.rengini bile gökkuşağının
Ya da Kaf Dağındaki kanatlarını
Zümrüd-ü Anka'nın.
Düne de yarına da yetmiyor nefesimiz,
üstelik prangalı.
Puslu telaşlar arenasında
biterken başlayan,
Sustum...
Bütün cümleleri uyuttum...
İçimdeki mahşeri kattım önüme,
Âşina bir tekliğin sultasına pustum.
Menzili olmayan kelimeleri
Yutkunup acı acı,
Acının
Soğuk ve siyah koridorlarında öğrendim ,
Nasırlı ayaklarla düşmeden yürümeyi .
Ceplerimde bitmiş şeker çubuklarım
Ve gozyaslarımda tuzlu şeker tadı
Hatıralarım...
Söz biter...
Küser nefesine bütün cümleler
Ses biter...
Suyu çekilmiş bir kaktüsün
Yaprağında iğreti çiçeği gibi
Su'sar renkler sonunda toprağına
Say ki!
Duvarların gölgesini giyinmedim üstüme
Yaralı nehirlerde dinmedi susuzluğum.
Gül büyüten ellerin asırlık kederini,
Yıkamadım
İçindeki mabedin sunağında.




-
Tfn Nn
Tüm YorumlarInsanlar maddi manevi bir şeyler alırlarsa kalırlar ınsanlarda yoksa kalmak da gitmek de anlamını yitirir
Sözcüklerinle, ruhsal dostluğuna misafir olmak sayfanda büyük keyif sevgili Esra